7 Ağustos 2017 Pazartesi

MİRAS

Değişin, gelişin sürekli. Gelişin ki, evrenin gerisinde kalmayın. Kalmayın ki, bir gün bizlerle konuşup dertleşecek maymunlar aleminden, fişmanca galaksiden arkadaşlarınız olabilsin, 
O gün.
Yaşamın hep tayyip değil mesela. 
Her ne kadar manası; iyi, güzel, hoş, çok temiz dese dahi TDK büyük sözlük,
Kötü, çirkin, sevimsiz, pis olarak da çıkabilir karşınıza.
Aldanmayın yani.
Hayat her an recep değil mesela.
Manası; gösterişli, heybetli dese dahi TDK büyük sözlük,
Ezik, büzük, silikte çıkabilir karşınıza.
Şaşırmayın yani.
Yaşamın,
Sen kadar.
Hayatsa her ne kadar,
Kendi gibiysede,
Sen bıkmadan usanmadan hiç durmadan,
Esas hiç,
Vazgeçemeden,
Hiç mi hiç pes etmeden,
Geliştirdikçe seni,
Hayat,
Bir o kadar sen gibi olmaya başlar yaşamında. Kendi gibinin değişimi, gelişimi sensin yani.
Çocukların,
Torunların,
Gençler,
İçin,
Doğa için, üstünde nefes aldığın, gülümsediğin, üstünde yatıp uyuduğun, karnını doyuran bu gezegen için,
Değişmelisin her an.
Onlar her an gelişiyorlar çünkü. Bir dakika evvel gibi bile değil ne doğa, ne de gezegen, ne de,
Evren.
Ne de çocuklar, ne de torunlar, ne de gençler. İnat edip kendinizde sonra,
Kanmayın, sonra,
Kandırıldım demeyin yani.
Aptallar kanarlar bir tek. Heybeti olanın evren olduğunu, gösterişli olanın doğa olduğunu ise çok iyi bilir akıllılar yani.
İyi insanlar,
Kanmayacak kadar hissederler mesela,
İyiyi, güzeli, hoşu ve çok temizi. Gerçek insan olunca gerçek insanı yani ve zaten.
Bir gün,
Ne adın anılacak, ne de yaptıkların.
O yüzden adı,
Bir gün zaten.
O güne senden kalacak tek bir şey var,
Değişimin bir parçası olman.
Tek mirasınsa,
Gelişime karşı direnmemen,
Gelişmen.
İnat insanı felakete götürür.
Bir tek,
Aptallar değişemezler. Bir tek kötüler gelişmek istemezler.
Onların,
Ruhları kördür çünkü.
Aklınızla var olun, gönlünüzce yaşayın, kendinizi sevin,
Ruhunuza güvenin.
Sevdiğin veya şikayet ettiğin hayat hepimizin,
De,
Yaşamınız sadece sizin.
Yaşamlarımızsa,
Hayat.
Hayata mı fitsin,
Seni mi yaşamak istiyorsun,
Tercih sizin.
Murat Denizel

31 Temmuz 2017 Pazartesi

ONUN

Benim türbanlı bacımın önünü kestiler, benim türbanlı bacıma saldırdılar, benim türbanlı bacımın hakkını yediler, benim türbanlı bacımın üstüne işediler,
Ler
Ler
Ler…
Amma daha türban dahi takacak yaşa bile gelememiş kızlara tecavüz ediyorlar mesela, 
Henüz türbanı takmadığı için mi senin olmuyorlar mı o çocuklar,
Yoksa senin de,
Bir kereden bir şey mi olmuyor…
Türbanı takmışlar da var mesela, hani çocuk yaşında olanlar, hani o kendilerini karı yapanların altında üstünde her türlü cinsel sapıklıkları yaşayan kızlar mesela,
Onlar kimin sahi…
Oğlanlar da var. Erkekler değil, oğlan çocukları.
Orada burada kurslarda, yurtlarda, derneklerde, vakıflarda falan her türlü tacize uğrayan,
Aklıma geldi, onlar kimin sahi…
Dur bak aklıma ne geldi,
Birde,
Kendi evlerinde yani bir çocuğun kendini en güvende hissetmesi gereken yerde ensest ilişkilere zorlanan kızlı erkekli türbanlı türbansız çocuklar da, gençler de var mesela,
Onlar da senin mi sahi…
Zorla akraba evlilikleri yaptırılan, mal gibi alınan mal gibi satılan, mal muamelesi gören kız çocukları, genç kızlar kadınlar da var,
Onlar kimin ki…
Otobüste, minibüste, vapurda, metroda, sokakta cinsel tacize uğrayan kadınlar kızlar kimin sence…
Parkta,
Kıyafeti yüzünden aşağılanan kadın kimin mesela…
Bu çocukların,
Bu gençlerin,
Hiçbiri ne senin ne benim ne de birinin.
Bunların hepsinin,
Nesi var nesi yoksa,
Sadece,
Kendilerinin.
Onların sadece kendileri gibi yaşamaları için, sadece kendi tercihlerini özgürce yapabilmeleri için,
Onlara çok amma çok gerekli olan,
Onların çok amma çok ihtiyacı olan,
Çağdaş medeniyet seviyesinin olmazsa olmazları,
Evrensel hak, hukuk ve özgürlüklerin,
Kanunların,
Maaşlı bekçisisin, memurusun sen, o kadar. Hatta çağdaş medeniyet seviyesi daha da gelişsin diye özgürlükler, haklar, hukuklar üstünde sabah akşam durmadan çalışman gereken sorumlulukların var bir de.
O insanların hiçbiri senin değil yani,
Kimse kimsenin değil yani.
Gördüğümüz kadarı ile senin kafa pek kafa gibi değil, doğru düzgün çalışmıyor zaten,
Bu gördüğümüz,
Bir de görmediğimiz başka nelerin doğru düzgün çalışmıyor kim bilir.
Çalışsa,
Görünen ve görünmeyenlerin;
İşini yapar,
Mutlu mesut ailenle, sevdiklerinle yaşar, sever sevişir, güler eğlenir, kitap okur, dans eder, balıklama denize atlar, tiyatroya, sinemaya, konsere gider, o sergi senin bu sergi benim gezer,
Gülümseyerek çıkıp evinden,
Etrafa günaydın diyerek başlarsın güne, yaşama.
Aklına bile gelmez, kimin kime ait olduğu.
İnsan,
Gibi yani. Bildiğimiz insan gibi yani.
İnsan mı ne?
Yok artık…
Murat Denizel

26 Temmuz 2017 Çarşamba

ORANTISIZ FARK

Sizin okuduklarınızı okumuyorlar.
Sizin seyrettiklerinizi seyretmiyorlar.
Sizin yaptığınız tartışmaları yapmıyorlar.
Bu yüzden,
Cemaat kadarlar.
Bu nedenle tarikat kadarlar. Bu nedenle Orta Doğu kadarlar.
Nesiller boyu çamura bata çıka gelip gittikleri için evlerine işlerine tarlalarına,
Otoban kadar,
Medeniyet anlayışları.
Asfalt kadar,
Çağdaşlıktan anladıkları.
Nesiller boyu,
Islak Maltepe, içi taş gibi doldurulmuş Samsun,
Bafra, Birinci, Yeni Harman, hatta Üçüncü içtikleri için,
Marlbora kadar,
Batıdan anladıkları.
Yaşamları boyu televizyonda seyrettikçe çok özendikleri o alışveriş merkezleri, o gökdelenler kadar,
Modern yaşam,
Onlar için.
Kuşaklar boyu ebeveynlerinden, patronlarından küfür, hakaret, dayak yedikleri için,
İfade biçimleri,
İletişimden anladıkları,
Hakaret etmek,
Kadar.
Akıl, bilgi yolu ile ikna edilmedikleri,
Sadece baskıyı kabullenmeye endekslendiği için genleri,
Korkutmak,
Kadar,
Güç gösterisi,
Sindirmek kadar,
Tehdit kadar,
Demokrasiden anladıkları.
Flört edemedikleri,
Sevgili olmayı,
Elele tutuşup yürüyemedikleri,
Heyecandan yürekleri ağızlarından çıkarak sevişemediklerinden,
Anaları bacıları hariç,
Tüm kadınlar dahil,
Çocuklar dahil kalbi atan her canlıdan tahrik oldukları için,
Sapıkça kontrol edemedikleri arzularını,
Çok doğal,
Çok normal zannetmeleri.
Kadını erkeğin her türlü ihtiyaçlarına, arzularına hizmet eden bir hizmetli olarak gördükleri için,
Hizmetlinin aklını akıl, becerisini beceri olarak göremedikleri için,
Bu yüzden,
Ezmeleri ufalamaları yok etmeleri,
Bu yüzden,
Bizler için sadece cinsiyet farkımız olan bir insanı,
Sadece bir,
Fonksiyon kadar zannetmeleri.
Özgürlüğü hiç tadamadıkları için bu yüzden,
Esareti,
Kabullenmeleri. Özgürlüğü onlara tanınan esaretler kadar zannetmeleri.
Üniversite bitirmeyi,
Kültür zannettikleri için,
Bu yüzden,
Sanatın kıymetini bilememeleri.
Önlerine konulan kadar zannettikleri yaşamlarına fit olup,
Merak etmeyi, gelişimi farkında bile olmadıklarından,
Ancak bu kadar,
Bilime değer vermeleri.
Ruhlarına işlemiş tembellikle yaşadıkları yeri güzelleştirerek yaşama kök salmayı beceremedikleri için,
Oradan oraya savruldukça,
Bu yüzden,
Hiç bilememeleri,
Taksim’e dedelerimizin diktiği tek bir ağacın bile o mahalle, o şehrin gerçek yerlilerine neler ifade ettiğini.
Bu yüzden zaten,
Top yekün,
Doğayı mahvetmeleri, yok etmeleri.
Onlar ve bizler.
Çok farklıyız.
Bizler kök kültürümüze yasladığımız,
Ve sanat,
Ve bilim,
Ve çağdaş yaşam ve çağdaş hukuk ve evrensel hak ve özgürlüklerle bezenmesini çok arzuladığımız yaşamlarımızı, ideallerimizi, 
Ailelerimiz, akrabalarımız, sevdiklerimiz, dostlarımız, komşularımızla hep beraber, 
Sade bir bireyi olduğumuz yaşamlarımızı asırlar sonralarına daha da geliştirerek nasıl taşırırız diye düşünerek, çalışarak, tartışarak geçirirken,
Onlarsa,
Bu kadarlar.
Van mınıt,
Yani.
Müşteriyi doğru tarif edemezsen,
Pazarlama stratejisini,
Ürüne,
Pazar şartlarına göre doğru kurgulayıp, yetmez doğru ifade edip, yetmez doğru yönetemezsen, yetmez sabah akşam akıllarını bilgilerini revize edip her güne ilk gün heyecanı ile başlayamazsan,
En iyi ürün,
Bile,
Patlar elinde.
Bu sıcakta sadece yürümeyin.
Gelin,
Çalışalım.
Öneri beklemeyin, önerin.
Lider beklemeyin, lider olun.
Gelin,
Önce,
Bir araya gelmeyi öğrenelim.
Gelin,
Önce,
Önceliğiniz geleceğiniz olsun.
Yoksa şu an vaktinizi verdiğiniz çoğu uğraşınız geçmişinizde kalacak.
Anılarınıza sarılıp anılarınız için mi yaşayacaksınız,
Yoksa,
Geleceğiniz için mi yaşayacaksınız,
Siz karar verin.
Murat Denizel

25 Temmuz 2017 Salı

TiVi

TiVi

Günde 3 saatten fazla televizyon seyretmek zeka gerilemesine neden oluyormuş, veri bilimsel araştırmalara dayanıyor, dedikodu değil.
Türkiye televizyon seyretme sıralamasında 330 dakika / gün ile Dünya birincisi.
Diğer tarafta Japonya aynı sıralamada 265 dakika / gün ile Dünya ikincisi.
Buradan çıkan sonuç;
İki ülkeyi karşılaştıracak olursak,
Bizim günde 3 saatten fazla televizyon seyretmeye başlamadan evvelki zeka puanımız ile Japonların televizyon seyretmeye başlamadan öncesi zeka puanları arasında aleyhimize derin bir uçurum var demek ki. Onlar gerileye gerileye bu kadar gerileye bilmişler demek.
İlk ikiden sonra ki sıralama şöyle,
3. İtalya 261 dakika
4. Polonya 247 dakika
5. İspanya 244 dakika
6. Rusya 239 dakika
7. İngiltere 232 dakika
8. Fransa 226 dakika
9. Almanya 221 dakika
10. Brezilya 217 dakika
İlk onda yer alan diğer sekiz ülkeyi bizimle karşılaştırdığınızda durumları malum. Bizimde malum.
İnsan merak ediyor,
Televizyon icat edilmeden evvel,
İlk ilk bizi,
Ne bozdu acaba?
Bu kadar savaş meraklısı,
Bu kadar onunla bununla dalaşmaya hevesli,
Bu kadar saldırgan bir milletin,
Barutu,
Neden icat edemediği,
Bırakın icat etmeyi,
İcat etmeyi akıl edemediği,
Çok belli.
Not: Listede ilk onda Amerikalılar, Çinliler, Hintliler yok. Bu gezegende geleceği kimler kurguluyor o da çok belli sanki…
Murat Denizel

24 Temmuz 2017 Pazartesi

SARAYIN İYİSİ OLMAZ

SARAYIN İYİSİ OLMAZ

Sonları iyi bitsin istiyorum,
Filmlerin, tiyatro oyunlarının, romanların, öykülerin, hikayelerin, şarkıların, şiirlerin. 
Aşkların, sevgilerin sonu hep iyi bitsin istiyorum.
Sonu,
Kötü,
Biten hiçbir şeye tahammülüm yok.
Sonunda mutlaka gülelim.
Sonunda mutlaka keyiflenelim.
Sonunda,
Mutlaka,
İyi ki varım,
İyi ki varlar diyelim.
Her şeyin finali önemlidir.
Finalidir bizi coşturan,
Finalidir,
Bir daha,
Anlatsana,
Bir daha,
Seyredelim mi,
Bir daha dinleyelim mi,
Bir daha okuyalım mı,
Bir daha, bir daha dedirten.
En sevmediklerimin başlarında,
Saraylar gelirler.
Sarayların hem başı kötüdür hem de sonu çünkü.
Bu yüzden,
Çocukluktan beri hiç gezmek istemezdim sarayları.
İçinde yaşayanlar hep çok kötüdür,
Sarayın.
İyinin aklına gelmez,
Saray çünkü.
İyi çalmaz çünkü.
Saraylarsa,
Yaşamdan, yaşamlardan,
Çalınanlarla,
İnşa edilirler.
Her bir tuğlasında bir insanın çalınan hayatı yatar sarayların.
Bu yüzden,
Hep yıkılsınlar isterim tüm saraylar.
İsterim ki,
Yaşamların sonu,
Yaşamımın sonu,
İyi bitsin diye,
Bu yüzden,
Vazgeçmiyorum.
Son saray yıkılana kadar da vazgeçmeyeceğim.
Nedeni çok basit,
Yaşamım çalınmasın,
Yaşamlar çalınmasın,
Yaşamımın,
Yaşamların,
Sonu iyi bitsin,
Seyrine,
Okumaya,
Doyamayayım,
Doyamayalım diye.
Murat Denizel

ÇADIRIN DİREĞİ

ÇADIRIN DİREĞİ

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi için hazırlanan müfredat taslağında 9. sınıf öğrencileri için ‘cihat’ konusuna yer verilmesini değerlendiren,
TBMM Eğitim Komisyonu’nun AKP'li üyesi Ahmet Hamdi Çamlı “Namaz dinin direğiyse, cihat çadırdır. Direksiz çadır bir işe yaramaz. Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok” 
dedi.
Amma adamlarda ne yollar yapıyorlar hani...
Geleceğin valilerini, milletin vekillerini, bürokratlarını, akademisyenlerini, siyasetçilerini, iş insanlarını,
Esas anne babalarını,
Otuz kırk yıl sonra,
Bu toplumu oluşturacak,
Her kesimden,
Tüm,
Bireyleri,
Yetiştiriyoruz bu zil cahil kafayla.
Amma insan o köprüleri de görünce çok gurur duyuyor şahsen...
Çocuğuna düşkün olmayanlar,
Evrensel,
İnsan ve doğa hak ve özgürlükleri nedir,
Evrensel hukuk nedir,
Esas,
Yaşama saygı ve sevgi nedir,
Bi haber olanların,
Umurlarında değil,
Yeni eğitim müfredatı.
Onlarda en az bunlar kadar,
Zil cahiller çünkü.
Ziller,
Her dersin başında,
Zil cahillik daha da artsın iyice artsın diye çalacak bundan sonra,
Çok belli.
Direğini diktiler,
Üstüne çadır kuruyorlar şimdi.
Bu ülkede bir de,
Muhalefet yaptığını zanneden,
Bir de,
Muhalefet var değil mi…
Ha bir de,
Muhalefetin muhalefet yaptığına gönülden inananlar var değil mi...
Şaka gibi.
Gerçekten şaka gibi.
Ziller bizim için çalıyor, muhalefet halay çekiyor.
Murat Denizel

17 Temmuz 2017 Pazartesi

AL SANA DESTAN

AL SANA DESTAN

Kişisel kazanımlar ve çıkarlar adına siyasi yobazlığın genlerine işlemesine izin vermiş ataerkil toplumlardan oluşan milletleri yöneten devlet mekanizmalarının demokrasi marifeti ile ele geçirilmesi oldukça kolay oluyor.

Tolere edebilme yeteneği gelişmemiş, 
Kendilerini akıl, bilgi, bilim, sanat, hak, hukuk, sevgi, saygı yerine,
Popülist ruhlarla donatmış insanları,
Güruhlar halinde bir araya toplayıp,
En uç noktalara yığdığınızda hırsızlıktan, çalmaktan çırpmaktan vakit bulamadıkları,
Birey,
Olarak varlıklarını,
Keşfedememenin acemiliği ve cahilliği ile sadece kalabalıkların içinde coşup,
Kendileri için kendilerine yaptıkları tezahüratları ve kendilerini ölümüne alkışlamalarını vatan severlik zannederken,
Bu yüzyılda sadece evrensel çağdaş yaşam standartları ve hedeflerinden uzaklaşmakla kalmıyor,
Devletlerini ve millete ait tüm varlıkları ele geçirmeye niyetlilerin ayaklarının altına da seriveriyorlar gerçek anlamda özgürlüklerini, istikballerini, menfaatlerini ve ulusal iradelerini.
Bir toplumda var olan tüm bu olumsuzluklara rağmen,
Geleceği yüzyıl önceden görüp,
Hiçbir kişisel kazanım peşinde koşmadan,
Çalmadan çırpmadan,
Sadece insanların yaşam konforlarını en üst seviyelere yükseltebilmek adına,
Kuşaklar boyu varlığını sürdürecek bağımsız, hür ve özgür bir ülke kurmayı önce hayal edip,
Sonra hayata geçirerek,
Var etmek içinse,
Olağanüstü,
Zeki,
Akıllı,
Bilgili,
İleri görüşlü,
Vizyon,
Zevk sahibi olup,
Çok cesaret gösterip,
Ve bir ömrü bir millete adamakla oluyor.
Bütün bunların hepsine sahip olup,
Birde üstüne hayallerini gerçekleştirip,
Bağımsız, hür ve özgür bir ülkeyi,
Hem de Ortadoğu’da, hem de İslam dininin baskılarına rağmen Cumhuriyet temelleri üstüne oturtarak kurmayı becerip, başarabilirsen eğer,
Adına,
Atatürk deniyor,
Yazılan destanaysa,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanı,
Deniyor.
Destanları tarih yazar,
İnsanlık,
Kaleme alır.
Gerçek,
Destanlarsa,
Destanları okuyanlara gurur verir,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanı gibi mesela…
Utanç değil yani.
Destanla,
Mestanı karıştırmamak lazım.
Murat Denizel
Not: Ulan

UTANÇ

UTANÇ

Karşılıklı vahşet yaşatan ve yaşayanlarla,
Ağzı bir karış açık kalanların gününü,
Cumhuriyetin en hazin günü ilan edip, yas tutmak yerine,
Çılgınlar gibi kutlayan bir millet.
Anlayabilmek mümkün değil.
Askerin sivili, sivilin askeri katlettiği,
Millet olarak çok utanç duymamız gereken bir günü,
Zafer günü ilan etmek.
Ne aklım alıyor, ne de vicdanım. Hep beraber başımız önümüzde ağlamak yerine sessizce,
Haykırarak kutluyoruz sevinç içinde.
Ruh sağlığını, aklını, iradesi, bilincini, vicdanını kökten yitirmiş bir millet.
Toparlanır mı…
Ağzı açık kalanlar kararlılıkla, hiç vazgeçmeden ve sabah akşam sadece ve sadece hiç durmadan bıkmadan usanmadan, birlik olmayı becerip, hep beraber çalışırlarsa, üretirlerse,
Birkaç kuşak sonra belki,
Belki.
Ümit var mı…
Var.
Vazgeçmemek lazım.
Esas,
Şimdi,
Vazgeçmemek lazım.
Utanmaktan hiç mi hiç vazgeçmeyip,
Bugünü,
Bir gün,
Utanç günü,
İlan edecek akla, vicdana, bilince, iradeye ulaşana kadar,
Vazgeçmemek,
Lazım.
Evlatlarını hiç sevmemiş hiç saygı duymamışlar, hiç sevilmemişler hiç saygı duyulmamışlarla,
Sevgi ile saygı ile büyütülmüş,
Severek saygı duyarak yaşayanların,
Mücadelesi bu.
Siyasi farklılıklar,
Esas konunun,
Kenar süsleri, o kadar.
İşin esası,
Sevgi.
İşin esası,
Saygı.
Sevgi ve saygının akla, ruha, vicdana yerleşmediği, genlerine işlemediği bir toplumdan,
Ne adalet bekle,
Ne de özgürlük.
Vazgeçmemek lazım.
Bir ümit.
Bir kaç kuşak sonraları için olsa dahi.
Vakit öylede geçiyor,
Böylede.
Murat Denizel

13 Temmuz 2017 Perşembe

KOMÜN

KOMÜN

Yaşamım son bulmadan mutlaka gerçekleştirmek istediğim son hayalim.
Benimkisi keşif değil, benimkisi gerçekleştirmek istediğim bir hayal.
Şöyle;
Tarıma dayalı, insanların merak etmediği, bilmediği, gidip görmeyi akıl bile edemedikleri bir vadide. 
Hava var,
Su var,
Toprak var,
Birde,
İnsanlar.
İster itişten kakıştan nasibini almış kirlenmiş orası burası, ister pür-ü pak kalmış olsun,
İnsan olsun yeter.
Çalışan,
Üreten,
Ürettiği kadar yaşayan, yaşamayı öğrenmeye çalışan,
Yaşadığı kadar üretebilen,
Paylaşan,
Eşit amma,
Yükü de, yan gelip yatmayı da birlikte yaşayan,
Ne lazımsa yaşamın temel ihtiyaçları adına,
Sadece,
Bir mevsimlik saklayan,
Bir sonraki yıl için endişelenmeyen,
Yetinen, yetinmeyi sevenlerin yaşadığı,
Bir,
Köy.
Nedense gençler ağırlıkta. Bizim kuşak, bizden yaşlılar vazgeçemezler alışkanlıklarından diye ruhuma yerleşmiş kaygılardan olabilir.
Araç var, bir tane. Olası acil bir durumda istemesek de bir yerlere ulaşmak adına.
Dış dünyada ne oluyor ne bitiyor kimsenin umurunda değil,
Ne cep telefonu, ne bir televizyon, ne radyo, ne internet, ne bilgisayar.
Mektup yazsın meraklısı, haber ulaştırmak isteyeni.
Herkes anne baba, herkes kardeş, herkes amca teyze dayı, herkes nine dede.
Alavere dalavere, hinlik, puştluk hiç yok.
Yani dert yok.
Işık güneş kadar.
Kalem kağıt var. Yazmak iyidir. Yazarsan kendini okursun, ilk okuman gerekeni yani, her an yeniden yazılanları yani.
Kimsenin evi yok, herkesin evler. Ne var ne yok, herkesin.
Para yok,
Değiş tokuş var,
Herkesin becerisi farklı, herkesin faydası farklı, herkesin hayalleri farklı.
Fakir de yok, zengin de. Yok ki azı fazlası olsun sende onda bende.
Sessiz.
Şarkılı amma. Kendi şarkılarını söyle dur, kim engel.
Sade.
Örtündüğün kadar o da çok meraklıysan.
İster kal, bık git. İster bık geri dön.
Ne neden geldin diyen var, ne de neden gittin.
Demokrasi yok.
Oy yok bu yüzden. Her insanın kararı kabul çünkü.
Sevgi var,
Saygı var ya,
Kararlar hep faydalı, hep eğlenceli. Gülümseten.
Ayin yok,
Din yok,
İnanç var amma, hissedene duyana. Bireysin sen, kime ne.
Alt yok, üst yok. Hükmeden yok, hükmedilen de.
Kanun yok, kural yok.
İmza yok,
Söz var, çok yeter hem de.
Biriken olmadığı için, mirasta yok. Adın var, soyadın yok, kimden geldiğin değil, varlığın yeter.
Soran olursa akıl var isteyene, yeterse yettiği kadar o da.
Benimkisi hayal. Bugün olmasa yarın, yarın olmasa öbür gün olacak bu gezegende. Bir zamanlar olduğu gibi, yeniden.
Olur mu,
Olur.
Varsa aşk,
Sadece,
Yaşama.
Çok tuhaf geliyor okuyunca bir kez daha, hatta ne kadar ütopik diyebilirsin,
Halbuki ve aslında ne kadar,
İnsan,
Ne kadar insanca.
Zırvalama, saçmala, gerçekleşemez mümkün değil böyle hayaller dahi diyorsan eğer,
İnsan kadar insan olmaktan ne kadar uzağa düşmüşüz,
Hayale bile,
İzin veremez olmuş ruhumuz,
Ümitlerin bile sınırlı,
Gerisini,
Düşün sen.
Murat Denizel

7 Temmuz 2017 Cuma

SATRANÇ

SATRANÇ

Emperyalistler yani kapital kontrol edemedikleri halk isyanlarına, halk hareketlerine, geniş kapsamlı etkili protestolara tahammül edemezler.
Kapitalin duygusu yoktu çünkü.
Hele bu isyanların, bu hareketlerin, bu protestoların yüz milyarlarca dolar ticari ilişkileri olan ülkelerde başlama ihtimali varsa, işte buna hiç mi hiç tahammül edemezler. Baktılar ki bir kıpraşma var, illaki olacak bir şeyler o zaman hemen harekete geçip kendi zararlarını minimuma indirecek şekilde kendileri organize ederler. 
Neyi?
Halkı.
Kiminle?
Siyasilerle.
Hani beklenmedik bir anda patlamasın diye balonun havasını birazcık almak gibi düşünün.
Siyaset; bir kısım beceri ve yetenekleri eksikli, mutlaka bir şeylere aç olan insanların kendilerine meslek edindikleri bir iş koludur. Akli melekelerini geliştirmemeyi tercih ettiği için geri kalmış toplumlarda.
Her iş de olduğu gibi siyasetinde patronları vardır. Siyasetin patronuysa kapital, yani emperyalistlerdir.
Siyasilerin esas ödevleriyse patronlarının temelde isteklerini, ellerine tutuşturulan program çerçevesinde yerine getirmektir, akli melekelerini geliştirmemeyi tercih ettiği için geri kalmış toplumlarda.
Bu özelliklere sahip geleceğin liderlerini halkın içinden çıkarıp seçmekse kapitalin İK bölümünün işidir. Zordur, onlarla yıl sonranın liderini bir köyden, bir kenar mahalleden, memurlar, emekliler, öğrenciler gibi esas çoğunluğu temsil eden kitle içinden seçip, sonra ince ince onları işlemek, üstlerinde çalışmak. Amma sistem böyle, yüzlerle yıldır oturmuş bir sistem, tıkır tıkır çalışıyor, patronlara ver ülke adını otuz yıl sonra kim başbakan, kim ana muhalefetin tepesindeki adını versinler sana, geri kalmış toplumlarda.
Mesela, verilen tüm emirlere itaat eden siyasilerin yaptıkları aptallıklarsa halkı çok şaşırtır hep. Der ki halk ‘’bizi bu kadar aptal yönetiyorsa biz milletçek gerçekten aptalız galiba’’ der, ‘’içimizden çıka çıka ancak bunlar çıkabiliyor’’ da der. 
Burada kapitalde ‘’bingo’’ der. 
Çünkü esas hedef halka kendini aptal hissettirtmek, bilim ve sanat cephelerinde köreltmek, halkı kararsız kılmak, milletleri bağlayıcı etken olan kök kültürleri yok etmek, akıllarının gelişmesine engel olmaktır.
Hangi ülkede hangi ayaklanmayı, halk isyanını, protestoları emperyalistlere ve onların kontrol altında tuttukları ülkelere ait hangi sırtını uluslar arası sermayelere dayamış kanal ve kanallar öne çıkarıyorsa, birinci haber giriyorsa bilin ki o protestoları, o ayaklanmayı o ülke ve/veya asistanlık görevini üstlenmiş ülkeler organize ediyordur. 
Mesela Gezi’yi kapital organize etmediği, Gezi gerçek anlamda bir halk hareketi olduğu için kapitalin uluslar arası propaganda kanalları belgesellere gömülmüşlerdi saatlerce, büyük patronlar ne yapmaları gerektiğine karar verene kadar. 
Bal Mahmut’u bilen bilir, zor bir soru sorulunca ağzına leblebi atar, yerken konuşmak ayıp olduğu için, lokmayı yutana kadar düşünürmüş. Bal Mahmut’ta leblebi, uluslar arası ulusal propaganda kanallarında belgeseller aynı yani.
Şimdi bir yürüyüş var, malum kanal baş köşede yayında her an her saniye.
Tüm Dünyaya yayın yapıyorlar. İşlem tamam çünkü.
Sonuç;
1) Siz yürüdünüz artık onca yolu içiniz rahat, daha ne yapasınız, feysler, instagramlar yıkılıyor koydunuz resimlerle, orada mıydım oradaydım, mis, bundan sonrası yaz tatilleri falan, ha bu arada Mustafa Kemal’in Askerleri olmak için çıktığınız yolda, projenin uygun adım uyum içinde yürüyen askerleri oldunuz, olsun önemli olan asker olmaktır zaten gerisi hikaye, yani vatandaş olarak memnunsunuz artık.
2) Ana muhalefet partisinin proje yönetimi koltuklarına yapıştırıldılar iyice, o koltukları terk etmelerine yönelik halktan hiçbir talep gelmez en az üç beş yıl daha, şahane ki ne şahane, Gandhi’nin adım sayısını da geçmişler bugün, rekor da kırıldı, daha ne olsun, onlarda çok memnun. Al sana muhalefet. Hem de efendi mi efendi.
3) İktidar partisiyse zil takıp oynuyor, sayısal çıkmış gibi oldu onlara, demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu haline getirildiler bu coğrafyada birden bire hem de OHAL varken hem de bu ülkede, hatta kendilerince orantısız zeka yarışına bile girdiler yürüyenlerle, istedikleri gibi at koşturuyorlardı bundan sonra iyice açıldı önleri, kimse tutamaz artık onları, muhalefet muhalefet dediğinde neymiş ne kadarmış gösterdiler diğer yüzde elliye, valla bundan iyisi Şam’da kayısı deyip dönüp bıraktıkları yerden devam ederler artık çağdaş hukuk devrimlerine, yani onlarda çok memnun.
4) Esas kim mi çok memnun? Kapital. Operasyon dört dörtlük oldu abisi, bu kadar itaatkar ve de gaza gelmiş bir kitleyi onlar bile hayal edemiyorlardı açıkçası. Kendilerine güvenleri iyice arttı, zaten işler tamda istedikleri gibi organize edilince ehh tee 1950 lerden beri, nazar etme ne olur çalış senin de olur, işler oldukça tıkırında gidiyor, zaten our boys her zaman did it her şeyi. 
Tamamdır yani. Bu evlilik ömür boyu sürer şekerim, herkesin mutlu olduğu ortaklıklarda da…
Ha, 
Adaletin bu mu Dünya diyorsan eğer,
Bu.
Daha ne olsun.
Ha bir de orijinal versiyonu olmalı, Selda Bağcan’dan dinleyebilirsin, o da güzel söylüyor bence.
Kırılmasın kalbiniz, fena yedirdiler sizlere, olsun öğreneceksiniz, bizim abiler ablalar, bizlerde öğrenmiştik 60’larda, 70’lerde. Anneler babalarda 50’lerde öğrenmişlerdi. Atatürk’ten beri bu durum böyle.
Diyeceksiniz ‘’amma amma o halde tepedeki liderlerin yaşları tutuyor biliyorlardır durumu, gelmezler ki bir daha keleğe’’, doğru çok iyi biliyorlar, 
Zaten bildiklerini yapıyorlar, 
Zamanında onlara yedirmişlerdi, şimdi sıra sizde. 
Bu nedenle gençleri tepeye çıkarmıyorlar ya, amman akıl girmesin işin içine.
Emperyalistler çok sıkı puştlardır arkadaş, ne zaman geçirirler esas adama biliyor musun? Hem de tam da siz yürürken pür neşe.
Dur,
Uzattık mı lafı,
Her şey birbirine mi karıştı,
Dağıldık mı,
Anlatamadım mı yine,
Peki birde şöyle deneyeyim,
Bu sefer,
Sadece,
İki kelimeyle,
Tamam söz ya,
Valla,
İki kelimeyle,
Penguenler nerede?
Murat Denizel

6 Temmuz 2017 Perşembe

TU LEYT BEYBİ

TU LEYT BEYBİ

2016 yılı Haziran ayında Avrupa ülkelerinin çoğuna vizesiz gidecektik ya, bu rüyanın gerçek olduğuna çok inananlar vardı,
Rüya gerçeğe dönüştü 2017 Temmuz ayında Avrupa Parlamentosu Avrupa Birliği ile görüşmelerin dondurulması yönünde karar verdi, oy çokluğu ile hem de.
Bu ülke bu duruma son üç beş yılda düşmedi.
Bu ülkeyi bu hale,
Başta yanlış ve acemice ve basiretsiz ve beceriksiz ve insan aklını başından alacak kadar yanlış yönetilen,
Ana muhalefet ve onun onlarla yıl içinde önünü büyük heveslerle açtığı,
Yüzünü Doğuya arkasını Batıya dönsün diye kurgulanmış,
Proje partisinden olma,
İktidar getirdi.
Şimdi,
Yürüyor.
Peşine takılanlarla hep beraber.
Batıya doğru yürürken,
Haberler ülkenin doğuya doğru her geçen gün daha da hızla kaydığını gösteriyor. 
Bir tarafta proje partisi ile,
Diğer tarafta proje başkanın,
Attıkları adımları destekleyenleri alt alta koy topla,
Azınlık bile olamadığımı görüyorum.
Artık.
Bu ülkede.
Madem yürüyecektin,
Gezi zamanı Ankara’dan çıksaydın ya beş on bin kişi ile yola,
Yine mevsim yazdı,
Hem yine terlerdin portakal suyu elinde. O gün yürüseydin eğer,
1 (bir) milyon insanla girerdin İstanbul’a. Hem Maltepe’ye razı olmaz, Taksim’de kucaklaşırdık seninle. Biz oradaydık, ha geldiler ha gelecekler diye direndik bekledik bir kaç bin kişi ümitle.
Sonra dediler ki,
Terk edin parkı,
Hiç adil olmadı o gün ölenlere, sakat kalanlara, dayak yiyenlere. 
Adalet içinmiş.
Hangi adalet?
Sana göre mi adalet?
Evrensel adalet mi?
Sana göreyse o adalet, ohh ekmek elden su gölden yapış o koltuğa sımsıkı, adil davranma bu işi senden daha iyi yapma ihtimali olanlara parti içinde, amman kur baskıları ki geçemesinler önüne,
Sonra çık yollara adalet diye diye masum dede ifadenle.
Neymiş 40 derecede, 69 yaşındaymış. E ee, so vat yani? Dizimi çekiyoruz vatan mı kurtarıyoruz belli değil...Eğer evrensel adaletse anlayışın,
Esas,
O gün neden yürümedin sen Mr. Project? De,
Bugün neden yürüyorsun ne oldu birden bire ve de aniden?
Hadi Gezi’yi koydum bir kenara,
Ordunun en parlak insanlarını takır takır tıktılar içeri top yekün,
O gün,
Balyoz’da neden yürümedin mesela?
Milli Eğitimin esası dine oturtuldu, TC. kalktı tabelalardan, 
Esas yollarında yürüdüğün ülkeyi kuran bizleri özgür kılan o büyük insanı ufalıyorlar, yok etmek için çabalıyorlar sabah akşam onlarla yıldır,
O günlerde neden yürümedin sen esas...
İkide bir çıkıp,
Hesabını soracağız diye diye bu ülkeyi Doğunun kucağına atan üç beş kişiden birisin sen, bende sana hesap soruyorum, madem adalet sana da o adalet bana da. Önce dön bir bizlere hesap ver hele. Hep hesabı sen sordun da, hesap vermedin sen henüz bu millete.
Projesin sen.
Ben yemem.
Yiyen yesin. 
Gitsin üstüne Maltepe’de halay çeksin.
Mastürbasyon iyi gelir,
Yaz tatili öncesi.
Bence,
Bir iki tur daha at,
Seneye ülke,
Avrupa Birliğinde.
Bu tutumum iktidara destek oluyormuş, şimdi birlik beraberlik zamanıymış, öyle diyor dostlar, arkadaşlar.
Reca ederim dedim,
İktidara bunca yıl bunca emek vermiş Mr. Project ten daha fazla destek olabilmek bizim gibi sıradan insanların ne hadlerine. En büyük destek ondan bir evvelki zatla sonrada ondan, halende o. Ha birlik ve beraberlikse mesele, 7 Temmuz sabahı gör esas birlikle beraberliği, görmüyor musun millet şimdiden başladı birlikte ve beraberce ha bire yürüyüş resmi paylaşmaya adalet ellerinde.
Bu yürüyüş projenin bir parçası, yürüyüşün kendi proje. Yahu nasıl göremiyorsunuz, akıl alacak gibi değil,
Yoksa gazı gözlerinin bebeğine sıkarlardı daha Ankara çıkışı Karga Sekmez'de. 
Bekledim, sıksınlar diye. İnanayım diye, sıksalardı o gün çıkardım yola, önce koşarak giderdim Ankara'ya sonra kavga dövüş yürüyerek dönerdim İstanbul'a gerisin geriye. Ha diyeceksiniz ki iş Gezi'ye dönmesin ayaklanmasın diye insanlara izin verdiler yürüyüşte.
Doğru bak, bunu atladım sahi, zaten burası İsveç, yürüyüşte Stockholm'de.
Ya ben psikopata bağladım,
Ya da,
İnsanların kafaları güzel,
Başka bir,
Alemde.
Murat Denizel

3 Temmuz 2017 Pazartesi

VATAN MİLLET BODRUM OLMADI ÇEŞME

VATAN MİLLET BODRUM OLMADI ÇEŞME

Bir marka adı var; ürünü, fonksiyonu ve ihtiyacı müthiş anlatıyor. ‘’davet çok elbisem yok’’.
Bizim toplumda aydın ve yarı aydınların fonksiyonlarını ve ihtiyaçlarını anlatan bir marka adı arasam;
‘’akıl çok lider yok’’ derim muhtemelen.
Ahh bir liderimiz olsa var ya neler yaparım ben aslında, 
Bakmayın bu süklüm püklüm oturmalarıma,
Kanmayın sakın eylemsizliklerime,
İtibar etmeyin koşuşturmalarıma,
İnanın,
Bir lider çıksa,
Anında takılırım peşine. Canavar kesilirim, coşarım.
Da,
‘’İstanbul’da değilim tam da o gün, ama kalbim sizlerle’’
Çıkmış işte bir lider,
Protesto yürüyüşü düzenliyor Ankara’dan İstanbul’a,
Büyük finali Pazar gününe yani hafta sonuna denk getiriyor amma,
Kendi memur emeklisi ya,
Zannediyor ki İstanbullun lider düşkünü aydın ve yarı aydınları Temmuz Ağustos aylarında Pazar günleri ve hafta sonları hep derler ki,
Allam bana öyle bir etkinlik bul ki liderime destek verebileyim,
İşte büyük fırsat, yürüyüşün finali en önemli ve en vurucu anı, gitmezsem katiyen olmaz,
Kalkemde gidem bari der. 
İstanbullu aydın ve yarı aydın derken neredeyse tamamı ya birinci ya ikinci bilemedin üçüncü kuşak Anadolu göçmeni aslında oralı buralı ailelerin tek derdi budur zaten Temmuz Ağustos aylarında. 
Derken burada çuvallıyor organizasyonun Pazar günü final ayağı.
Bırakın parti il örgütüne sormayı,
Sokaktaki insanın tekine sorsalar,
Kardeş Temmuz Ağustos nerede olur Pazar günü hafta sonu insanlar İstanbul’da,
Hani sorsalar,
Der ki,
Denizlerde.
Hangi denizlerde,
Ehh say say bitiremezsin, İstanbul dışındaysa Bodrum’da, Çeşme’de, Urla'da, Datça’da, Marmaris’te, Göcek’te, Ayvalık’ta, Bozcaada’da, Seferihisar’da, Kuşadası’nda, Çanakkale’de falan.
İl sınırları içindeyse,
Kilyos, Şile, Adalar, Kadıköy sahil, Florya sahilden de tut tee Silivri’ye hatta Tekirdağ'a kadar falan.
Denize gitmeyenler nerede?
Havuzlarda.
Hangi havuzlarda? Sitelerin havuzlarında, otellerin havuzlarında.
Yahu herkes mi denizlerde havuzlarda bu şehirde?
Yok, çoğunluğu değil şehrin, amma cehepe ye oy verenlerin çoğunluğu denizlerde havuzlarda.
Gerisi nerede? 
Gerisininse çoğunluğu zaten ne havuza girer ne de denize. Zaten yüzme de bilmez çoğu. İstanbul’da yaşayan insanların yüzde otuzu denizi görmeden ölüyorlardı kısa bir süre öncesine kadar. Hafta sonları belediye otobüsleri ile beleş turlar düzenliyorlardı iç kısımların belediyeleri deniz yönüne doğru, deniz görsün insanlar diye. İster inan ister inanma. Onlarınsa kim oldukları malum, onlar ev ev kapı kapı geziyorlar oy topluyorlar şimdiden, çalışmaya çoktan başladılar 2019 seçimlerine, bugünleri zaten cepte.
Yurt genelinde 10 milyondan fazla oy toplayan bir partinin onlarla yıldır düzenlediği ne önemli protestonun İstanbullumsu aydın ve yarı aydın katılımcısı veya karşılama ekibinde olması gereken,
Şey ablalarla,
Şey abilerin,
Deniz ve havuz mevsimini hesap etmezsen 25 günü saymaya başladığında, büyük finalin kavruk kalır usta.
O ablalarla abilerin içlerinde ki vatan ve millet her ne kadar Sakarya olsa dahi,
Durum Bodrum, Çeşme, Ayvalık falan oluverir bir anda Temmuz’da Ağustos’ta.
Sonra bir ümit bir ümit.
De ki sevmişler, de ki inanmışlar sana,
Sen yürü önden,
Biz geliriz peşinden,
Temmuz Ağustos hariç tabii ki,
Sebep?
‘’İstanbul dışındayım, amma kalbim sizlerle’’.
Sonra,
''Ayy kim veriyor bunlara bu oyları,
Benim bütün çevrem,
Cehepe''.
Sevgiler,
Murat Denizel

2 Temmuz 2017 Pazar

TURP SUYU

TURP SUYU

Yürüyüşe turp suyu sıkıyorum. Solcuyum çünkü.
Yemem.
1970’lerden beri ta Deniz, Hüseyin, Yusuf asıldığından beri solcuyum.
14 yaşımdan beri solcuyum. O gün okumaya başlayabildim solu, kapitali, emperyalizmi, yobazlığı çünkü.
Denizlerin ölümü ile açıldı gözüm.
Geç olabilir, ancak o yaşta becerebildim.
Şimdi,
Madem yürüyecektin neden beş on bin gencin o parka tıkılmasına izin verdin büyük başkan?
Madem yürüyecektin o saray inşa edilirken neden dikilmedin makinelerin önünde büyük başkan?
Madem yürüyecektin bir ülke onlarla yıldır donuna kadar soyulurken neden yürümedin büyük başkan?
Madem yürüyecektin,
Atatürk’e,
Dil uzatıldığı,
O ilk gün,
Neden yürümedin,
Büyük Başkan?
Yemem.
Biz sokaktan geldik, bizler sokak sokak kavgalar ederek yaşadık gençliğimizi.
Bize 450 km tırışkadan nameler.
Biz derken,
Milyonlarca solcudan bahsediyorum.
Zamanı geldi.
Ya CHP yeniden yapılanacak,
Tüm,
Basiretsiz,
Beceriksiz,
Zekası siyasetin kıvrak aklına ermeyenler,
Aklı ile beceremediğini ayakları ile becermeye çalışanlar,
Aklı,
Bu ülkenin gencine eremeyenler ya çekip gidecekler bu partinin başından,
Ya da,
Yeni bir oluşum kapıda.
Ben kendime göre gencim,
Gençlere göreyse yaşlıyım.
Yaşımın gücüyse gençlere destek vermeye yeter.
O gücümde var.
Ya bu dinazorları devrilecek,,
O koltuklara gençler oturacaklar,
Ya da bu ülkenin gençleri kendilerini ifade eden kendi solunu oluşturacaklar.
İkisine de varım.
Ha nereden nasıl başlayacağız derseniz,
Oturup konuşalım.
Kimlerle?
Bilmem, benim gibi düşünen üç beş kişi dahi olsa yeter başlamak için.
Sağa hizmet ederken,
Kendini sol zanneden bir partinin attığı her adıma muhalifim artık.
Adım sayılarının bir milyon olması beni ikna edemiyor,
Artık.
On binlerce insan milyonlarca adım atacağına,
Milyonlarca insan,
Bir,
Adım,
Atmalı esas.
O adımsa,
Gerçek solun oluşumu için olmalı.
Benim oyum gençlere,
O gençleri,
Yalnız bırakanlara değil.
Onlar yürürken,
Birileri yürütmeye devam ediyorlar.
Rica ediyorum,
Solcusunuz romantiksiniz biliyorum,
Amma,
Yemeyin,
Artık.
Sevgiler,
Murat Denizel

26 Haziran 2017 Pazartesi

YETKİLİ MAKAMA

YETKİLİ MAKAMA

İster durup dururken ve ansızın yaratılmış akıllı mı akıllı biri dişi ve bir erkeğin, ister zaten ortalıkta gezinmekte olan bir başka erkeğin kaburgasından yaratılmış bir kadınla kaburganın sahibi o erkeğin çiftleşmeleri sonucu doğan ve devamında ensest ilişkilerle çoğalması yolu ile üremiş ve,
Bugünlere erişerek siyasete atılmış insanımsı canlıların,
Evrim teorisini medrese eğitimden çıkarmasını yürekten destekliyorum.
Zaten olması gereken buydu, geç kalınmış bir karardır.
Bilim kisvesi altında bu gerçeklere karşı duruyor olmaksa başta gavurların ve devamında emperyalist güçlerin ve de hatta dış mihrakların anlı şanlı devletleri bir an evvel yıkmak ve Dünya’yı tek başlarına ele geçirmek adına uydurdukları akıl almaz ve insanımsı canlıların geleceğini yok etmek adına sahneye koydukları zalimce bir oyunudur.
Biz bu oyuna gelmeyiz. Gelmemeliyiz, gelmeyeceğiz.
Ancak,
Ne acıdır ki,
Bu durumdan habersiz olan,
Batı Afrika’da yaşayan şempanzelerin 4300 yıldır taş alet kullanıyor olmalarını ve yine Tayland’da yaşamakta olan makaklarınsa taş devrine girmiş olmalarını şiddetle kınıyor,
Bir an evvel,
Hadlerinin bildirilmesini,
Ve,
Ayrıca,
Aldığım duyumlara göre,
Darwin sen ölmedin kalbimizdesin sloganı ile,
Kenya’nın Turkana Gölü kıyılarından,
Etiyopya’nın Kibish bölgelerine doğru yapılacak yürüyüşün engellemesini,
Alim sultanlık makamından talep ediyorum.
Saygılarımla,
Murat Denizel

24 Haziran 2017 Cumartesi

EY TÜRK GENÇLİĞİ NEREDE?

EY TÜRK GENÇLİĞİ NEREDE?

En son gördüğümde alayı internete dalmışlardı ellerindeki telefonlardan, kucaklarındaki laptoplardan.
A aa, ülke bu hem de bu durumdayken neden ve nasıl yani derseniz,
Apolitik şey ettirmiş emperyalist güçler bu kuşakları ya, bu yüzden.
Yerim sizin apolitik hallerinizi.
Anne baba evine sermişim postu, profesyonel öğrenciyim ne master keser beni ne de doktora, olmadı profesyonel iş arayanım, nasılsa ekmek elden su gölden demiyor da,
Apolitikmiş.
Gezide oradaydınız amma?
Hem internette kesikti üstüne üstlük.
Doğru,
Gezide,
Ümit,
Vardı,
Çünkü.
İşte kırılma noktası,
Ümitte. Yani şimdilerde içine düştükleri ümitsizlikte.
E amma amcalar teyzeler yürüyorlar bak senin için al sana ümidin ağa babası deme sakın,
Yemezler. Yemiyorlar çünkü.
Okullar tatil,
Finaller bitti,
Gençlik Ankara İstanbul arasını yürümüyorsa,
Gençlik Maçka Parkına doğru ülkenin her yerinden yüz bin yüz bin milyon milyon coşa kabara deli dolu akın etmiyorsa,
Yoksa ortalarda orantısız zekalar,
Ümidi yok demektir.
Bu ülkenin bu hallere düşürülmesi için yazılmış senaryoda sadece siyasette değil, her kesimde onlarla yıldır baş rol oyunculuklarını kapmış, kıçının kılı ağarmışların emekli sandığı üyeleri hafta sonu etkinliği kıvamında gerçekleştirdiği ‘’Mudanya Bandosu’nun Yeniçağ girişinde Çav Bella çalarak korteji karşılaması hariç’’ bu şeyden bir sonuç çıkacağına olan güvenleri ve inançları sıfır çünkü.
Çünkü gerçekçiler. 
Siyasette duyguların bir halta yaramadığını çok farkındalar. Her ne kadar içleri emek ve yürekle dolu takaların allı yeşilli geçtiği mısralara gösterdiğimiz hassasiyetin siyasetin kendine ve çağdaş yaşama geçişe bir faydası olmadığını bizim kuşak hala çakamamış olsa dahi, onlar çoktan farkındalar durumu.
İktidar bile önce bir telaşlanır gibi oldu,
Sonra katılımcılara ve de sayılarına bakınca tiye alıyorlar sabah akşam durumu.
Bu arada yan gözle durumu dikizleyen,
Ey Türk gençliği,
Bu,
Ülkenin,
Bu,
Hallere taşınmasında baş rolü oynamış,
Bu,
Yaşlılara zırnık kadar güvenmiyorlar.
Sanatçıları anlarım bak, onlar doğuştan protestler, zaten olmazlarsa sanatçı olamazlardı.
Gazeteciler takımı var esas destekleyen, kiminin saçları boyalı.
Kimi hani kodumu lafı oturtan cinsinden.
Amma,
Oturtamamışlar demek.
Bu iktidar tarafından dahi ve bile tutuklanmadıklarında göre, sabah akşam yanladıkları köşelerinde ebele debele geviş getire getire bu senaryoda halk kahramanı rollerini kapmışları,
Ey Türk gençliğiyse hiç mi hiç iplemiyor, hani haberleri olsun.
Gençlik okumuyor mu? Okuyor. Onların ipledikleri esas yazarlar ekşi sözlükte amma ve mesela. Ya da içeride yatıyorlar. 
Gençlik cesur insanı sever.
Gençlik illaki peşine takılacaksa akıllı insanın peşine takılır.
Gençlik geleceğine yönelik ümit veren, geleceğine yönelik kaygılarından onu uzaklaştırma ihtimali olana hayran olur,
Gençlik bugünden geleceği iyi gören iyi tartan, doğru stratejileri doğru zamanda üretip onları hayata geçiren vizyoner insanları hemen hisseder gider onun hayallerine ortak olur, hayallerini ona taşır.
Yoksa öyle bir insan,
Oturur internetin başına,
İçini çeke çeke,
Atatürk,
Resmi paylaşıp geyik yapar.
Anne ve babaları tarafından öncelikli hedeflerine çağdaş ve yaşam kalitesi evrensel anlamda yüksek bir toplum bir ülke için çalışmaları gerektiği konması gerekirken, esasta sadece kendileri adına kendileri için para pul mevki kazanmak adına yetiştirildikleri içinde,
Esas kendi lider olması gerekirken,
Gelsin onu kurtarsın diye,
Oturduğu yerde kıçını büyütürken,
Lider bekler.
Aynı ve aynen anne ve babaları gibi. Bekler. Lider çıksın diye bekler.
Bu ülkeyi bu hale bu ebeveynler getirdi.
Esas,
Ey Türk Gençliği’ni.
Bu hale bu ebeveynler getirdi. Onların evlatları çünkü. 
Gerisi,
Hafta sonu ne yapacaksınız?
Cesur’un sezon finalini seyrettin mi?
Sörvayvırda kim elendi?
Gerisi bir alay boşanma ve de çakma çok sıkıcı ay lay yu hikayeleri.
Ha birde sürekli para pul yakınmaları bitmez tükenmez.
Amma,
İş vatanseverliği falan gelince ve de,
Kıçlar her sıkıştığında,
Atatürk sen ölmedin kalbimizdesin.
Kalbin yerine,
Aklına,
Yerleştirseydin keşke.
O zaman,
Ey Türk Gençliği’de,
Düşerdi yollara,
Sahip çıkardı,
Laik Cumhuriyete.
Murat Denizel