11 Mart 2017 Cumartesi

#Hayır diye diye

Demokrasinin tanımladığı özgürlük anlayışı,
Senin zannettiğin gibi,
Her istediğini her istediğin zaman yapmak değil,
Tam tersi,
Her istediğini her istediğin zaman yapamamaktır,
Başkalarının fikir, hak ve özgürlüklerine, doğaya hayvanlara abdal olup saygı duymaktır önce.
Sen,
Yıllardır,
Kendi fikir, hak ve özgürlüklerin haricinde,
Başkalarını o kadar hiçe saydın ki,
Kanun,
Hak ve hukuku,
Evrensel insan hak ve özgürlükleri,
Doğayı,
Hayvanları,
O kadar çok hiçe saydın ki,
Demokrasiyi,
Demokrasinin tanımladığı özgürlükleri,
Aptal olup,
Sen zannettin.
Kendin kadar zannettin.
Senin peşine takılan akılsızlarla, bilgisizlerle bir yere kadardı yolun.
O yolunda sonuna geldin.
Gerçek,
Ve evrensel,
İnsan hak ve özgürlükleri, ve bizler,
Tek tek,
Teker teker,
Anlatacağız,
Sana,
Bundan sonra,
Neleri,
Yapmaman gerektirdiğini.
Neleri yapmak istediğini iyi anlattın iyi öğrendik bir güzel,
Neleri yapmaman,
Gerektiğiniyse,
Biz anlatacağız,
Sana.
Tek tek,
Teker teker.
Dünya anlatacak sana,
Tek tek,
Teker teker.
Şimdi sıra bizde.
Çok korkuyorsun.
Çok belli.
Bizlerse,
Çok cesuruz,
Çok,
Belli.
On binlerce yüz binlerce milyonlarca yüz milyonlarca kelimeyi sarf ede ede geldiğin buralardan,
Tek bir kelime,
İle gideceksin hatip efendi.
O gün,
Binlerce milyonlarca kelimene karşı tek bir kelime yetecek sana,
Hatip efendi,
Sadece bir kelime.
O da,
#Hayır
Az kaldı,
O güne.
Az biraz daha bekle.
Bu yıldan sonra,
7 gün 7 gece kutlanacak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kapısının açıldığı o ilk gün,
Atatürk'ün,
Tüm Dünya çocuklarına armağan ettiği,
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.
16 Nisan'dan,
23 Nisan'a dek.
Hele bir az bekle...
Az kaldı.
Bir kelime yetecek sana.
O sadece bir kelime değil,
O kelimenin arkasında,
Sağcısı, solcusu, milliyetçisi, ülkücüsü, muhafazakarı, liberali, kapitalisti, komünisti, dindarı, ateisti, her kültürden, her inançtan, her yaşam tarzından, say say bitmez, her biri bir diğerinden çok farklı,
Amma,
Her biri vatanını çok seven,
Elele,
Kolkola,
Koskoca bir millet var.
Senin hiç nasibini alamadığın, senin hiç mi hiç hissedemediğin,
Çok,
Sevgi var,
Çok,
Saygı var,
Yani.
Bizlere yaşattığın kabusların bittiği gün,
Senin kabusların başlayacak.
Kan ter içinde uyanmana az kaldı kabuslarından,
#Hayır
#Hayır
diye diye
Hele bir bekle...
Murat Denizel

3 Mart 2017 Cuma

#Hayır

#Hayır

Kadınları narin toplumlar,
Medenidir. Narin kadın, özgür kadındır. Özgür kadınsa kalbi kırılmadan yaşamını bildiği gibi keyiflerinin peşinden sürükleye bilen kadındır.
Bizdeyse durum şöyle,
Ülke evet desin diye uğraşıyor,
Milyonlarca,
Kalbi kırık kadın.
Özgürlüğünü tadamamış,
İstediği gibi sevişememiş,
Arzularının onu sürüklediği keyiflerin peşine takılamamış,
Milyonlarca kadın.
Birde,
Hayır,
Diyen insanlar var.
Kimisinin cinsiyeti kadın,
Kimisinin erkek.
Kalbi kırık evetçi kadınlar,
Ah,
Bir bilseler,
Onlar için nasıl çırpındığını,
Özgür insanların özgür kadınların,
Hayatları boyu,
Bir kez dahi evet demek akıllarına dahi gelmez,
O erkeklere.
O erkeklerin,
Buram buram,
Saltanat kokan,
Hiç bir kelimesi şakımıyan,
Gıp gri,
Kadını ezen büzen,
O kıro erkek anayasalarına.
Hep güvenmişimdir seven kadınlara.
Hiç yarı yolda bırakmazlar biz düttürü erkekleri.
Yine çok güveniyorum,
Hayır,
Diyecekler,
Biliyorum. Biliyorum çünkü,
Ümitler,
İstediğin gibi sevişme hayalleri,
Hep kazanmıştır.
Yine kazanacak.
Dik başlı,
Laf dinlemez,
Arzuları,
Sinir oluyor,
O heriflere,
Çünkü.
Çünkü kadın onlar.
Narinler,
Yani.
#Hayır ,
Yani.
Murat Denizel

9 Şubat 2017 Perşembe

ALTINCI DUYU

ALTINCI DUYU

700 yıllık adalı tee gençliğimden beri çok sevgili dostum sitem etti biraz ‘’sen mücadeleci bir insansın, var mı böyle gitmek buralardan’’ diye.
Hayvanlar,
Öleceklerini anladılar mı, yaşadıkları yerde ölmek istemezler.
Yaşadıkları yerden uzaklarda ölmek isterler.
Bu yüzden kediler, köpekler kaybolurlar mesela ortadan ölmelerine yakın. Filler zaten atalarının toprağa karıştıkları yere giderler öleceklerine yakın kendi ayakları ile mesela.
Bense,
Öleceğimi hissettiğim yerde yaşayamıyorum.
Yaşamak için doğmuşum çünkü,
Ölmek için değil.
Mücadelem,
Yaşam mücadelesi.
Daha iyi yaşayabilmek, daha iyi yaşatabilmek mücadelesi.
Gitmeye çok kararlıyım.
Her geçen gün duyduğum bir haber daha,
Git diyor bana.
Sultanahmet’e ne kadar çok yakışır ezan sesi. Caminin avlusunda ne çok sabahlamışımdır gençken, şiir bile yazmışlığım vardır o avluda.
Beyoğlunaysa çan sesi çok yakışır mesela.
Dokusu odur. Çan seslerini dinlerken ne çok yazmışımdır Beyoğlunda bilmem kaçıncı dublelerin bir yerlerinde.
Adalar da çandır mesela. Ortaköy, Yeniköy çandır. Kuzguncuk çandır. Yarım ada karışıktır, hem ezan sesidir hem çan, Arnavutköy gibi. Karaköy ne çandır ne ezan. Üsküdarsa ezandır. Üsküdar'la Erenköy ezan sesiyse ne hoş gelir insana.
Anadoluhisarıda ezandır mesela. Pangaltı, Kurtuluş çandır mesela.
Şehrin sesleri vardır. Şehrin desenleri vardır. Şehrin renkleri vardır. Şehrin huyu suyu vardır. Şehrin tatları, şehrin kokuları vardır. O yüzden severiz o şehri, bu yüzden bağlanırız, bunlar yüzünden iyi hissederiz kendimizi kendi şehrimizde. Şehirlerin beş duyusu değil, altı duyusu vardır. Altıncı duyusu sensindir.
İstanbul’da bu yüzden mutlu yaşadım ben, bu yüzden. Duyusuydum onun. Bu yüzden çok sevdim onu, o da bu yüzden sardı sarmaladı beni.
Ben onun on binlerce, hatta hatta yüz bin yıllık yaşamının,
Seslerini dinledim, ben onun desenlerini seyrettim, ben onun huyuna suyuna hiç karışmadım, ben onun tatları ile şenlendim, ben onun kokuları ile mest oldum. Hep çok severek dokundum ona.
O da aldı beni koynuna.
Koyun koyuna yaşadık bunca yıl.
Sonra?
Sonrası,
Şehir,
Ne kendine, ne çevresine, ne de şehre sevgisi
 saygısı olmayanların,
Şehri sadece,
Para,
Olarak gören şahsiyetsiz açgözlü mendeburların ellerine geçti.
Sıçtılar şehrin içine.
Yediler bitirdiler şehri.
Orasını deldiler, burasını biçtiler, şurasını yıktılar.
Gözlerimin önünde,
Yok ettiler,
On binlerce yıllık dokuyu. Huyu, suyu, güzellikleri.
Kalırsam öleceğim biliyorum.
Üzüntüden.
Yuvasızlıktan.
Kimsesizlikten.
O yüzden gitmek iyi.
Öleceğimi bildiğim yerde yaşayamıyorum.
Ben,
Yaşayacağım yerdeyse,
Ölmek nedir bilmiyorum.
Neler neler yaşadım bu şehirde. Neler. Taa bebekliğimden beri. Babamın, annemin sülaleleri, cetleri neler neler yaşamışlar bu şehirde. Anlat anlat bitmiyor.
Benim çok sevgili Adalı dostuma sorun birde, hele.
Onunkisi 700 yıl, dile kolay.
Hani son damla vardır ya, son damla.
O damla Taksimin göbeğine cami.
Hiç olmadı.
Beyoğlunda şiir yazmamış, geçtim yazmayı şiir bile okumamış, Beyoğluna aşık olmamış, geçtim Beyoğluna aşık olmaktan Beyoğlun da aşık bile olmamış, aşkının gözlerinin içinde kaybolmamış,
Adama gitte anlat şimdi.
Anlatamazsın.
Gülümsersin,
Aşkın gelir aklına,
Toplar bavulunu gidersin.
Aşıksan,
Her yer Beyoğlu olur sana.
Murat Denizel

5 Şubat 2017 Pazar

BOŞANIYORUM İSTANBUL'DAN

BOŞANIYORUM İSTANBUL'DAN

Şık latife, entelektüel, sanata hayran, zanaata düşkün, aşkla yatıp sevgiyle kalkan, içi dışı bir, fingirdek, işveli cilveli şıkır şıkır güzeller güzeli bir kadındı İstanbul.
Şimdilerdeyse,
Kıro, zevksiz, cahil, kaba, pis, çirkin, pişkin, hırsız, sahtekar, sanat düşmanı, sevgisiz, saygısız hödük bir erkeğe dönüştü.
Boşanmak gibidir,
Şehrini,
Ülkeni terk etmek.
Sevgi artık bitmişse,
Saygı külfet olmuşsa,
Varsa şiddetli geçimsizlik,
Boşanır çekip gidersin ya ondan,
Benimkisi öyle.
Boşanıyorum.
Her geçen gün,
Bir adım daha,
Uzaklaşıyorum,
Çocukluğumun,
Gençliğimin,
Yedi ceddimin,
Yuvası,
Şehri,
Aşkı,
İstanbul’dan.
Aldatıyorum da onu,
O da ben de farkında.
Onu bilmem,
Benimse,
Çok zoruma gidiyor amma…
İstanbul’a hayran, İstanbul’un hastalıklı kanı ile beslenen15 milyon ile Araplarsa çok memnunlar,
Amma.
Ben de,
Bu yüzden,
Boşanıyorum,
Ya.
Murat Denizel

10 Ocak 2017 Salı

GEMİDEN DEMOKRASİ

GEMİDEN DEMOKRASİ

Basiretsiz, vizyonsuz, ne bilgisi ne de fikri olan, olsa dahi fikri ya demode ya da çağ dışı kalmış ya da insan ve doğa hakları ve hak ve hukuk adına çok zararlı, okulları merak edip öğrenerek değil ezberleyerek bitiren, zeka düzeyi düşük, sanatın ve bilimin insan yaşamındaki önemini fark edememiş, üreterek değil alıp satarak ve aynısına sadık kalıp çoğaltarak geçinen, az çalışıp çok kazanmayı hedefleyerek keşfetmeyi zulüm gören, sadece yemeyi içmeyi gezip tozmayı becerebilen ve ancak bununla gurur duyabilen, satranç oynamayı bilmeyen, hayatında hiç spor yapmamış, geçmişinde var olan kahramanlık öykülerinden kendine paye çıkaran, devleti ve çalıştığı şirketleri dolandırmayı bir meslek zannedip rüşveti ve hırsızlığı meşrulaştıran, aklını geliştirme zahmetine kalkışmamış, aslında milliyetçi olduğunu zannederken ikide bir milletine çok büyük zararlar veren, solcu olduğunu iddia ederken solu tarif bile edemeyecek kadar cahil, kapitalist düzene hayır diye kıçını yırtarken kapitalden beleşine nemalanan milletlerin oy vererek devleti yönetsinler diye seçtikleri yöneticileri,
Demokrasiyi,
Bir gemiye,
Benzetirler ve de her geminin,
Bir kaptanı,
Olur diyerek kendilerine oy veren milyonlarca beyninden çok beyinciği ile yaşama tutunmaya çalışan insanı,
Tek kaptanı olmayan gemilerin batacağına inandırırlar,
Ki,
Tek kaptanlı faşist düzenin emir komuta zincirinde aldıkları tüm emirleri harfiyen yerine getirip,
Bir üstlerinin kıçlarını yalarken,
Bir altlarının da kendi kıçlarını yalamasına izin vererek oluşturdukları refah ve konfor,
Gemisinin içinde yaşamlarını sürdürebilsinler,
Yuvalana bilsinler.
Emperyalistlerin en sevdikleri toplum tipi budur.
Buldular mı,
Veya bu hale getireceklerini anladılar mı bir kez bir toplumu,
O milletin ve o insan topluluğunun kanlarını son damlasına kadar emip tüketirler.
Emperyalistler,
Aptalların,
Kanlarını emerek,
Aptallarsa,
Birbirlerinin kanlarını emerek zenginleşirler.
Murat Denizel

1 Ocak 2017 Pazar

SATILIK HUZUR

SATILIK HUZUR

Huzurunu, 
Köprülere, otobanlara, çalmaya çırpmaya, hırsızlığa, oturduğu yerden para kazanmaya, devleti soyanları ve devleti soymayı meşrulaştırmaya, gösterişe, gelişmemiş beyni aklı ile bunca yıldır yaşatılan ve dayatılan aptallıklara,
Tercih etmiş ve etmekte olan,
Bir insan topluluğunun içinde yer alan,
Her bir bireyin,
Gerçek anlamda,
Ve her anlamda,
Özgür olması,
Güven içinde yaşamını sürdürmesi,
Gelecekle ve yarınlarla ile ilgili kaygı duymadan hayatını sürdürmesi,
Mümkün değildir.
Ölüm ve sağlık haricinde,
En büyük,
Acılarından birinin,
Aptallarla,
Ve,
Aptallıkları akıl zannedenlerle,
Aynı topraklarda,
Aynı şehirlerde,
Aynı çevrelerde,
Birlikte yaşamak zorunluluğu olduğunu,
Hissediyorum,
Ve öğreniyorum,
Her geçen gün,
Her bir olaydan sonra,
Daha da,
Daha da,
Çok.
Bizleri bu hallere getirenlere cesaret veren, alkışlayan, destekleyen, hala beğenen, hala haklı gören,
 sadece kendi götlerini kurtarmak ve düşünmek peşinde koştukları için diktatörlerin hala tek çözüm olduklarını o güdük akılları ile iddia eden,
Herkesi,
Ayrı ayrı,
Tek tek,
Lanetliyorum.
Ölen her bir insandan,
Sorumlular.
Yaralanan sakat kalan her bir insandan sorumlular.
Acı çeken her bir insandan sorumlular,
İliklerine kadar sorumlular.
Bizlerse,
Muazzam bir körlük ve aptallık denizinin ortasında,
Tek başımızayız.
Göz göze,
El ele olmalıyız.
Yaşam mücadelemizi verirken,
Sırtımızı döneceğimiz,
Tek bir akıl var,
Güç alacağımız tek bir yer var,
Bizim,
Gibi olanlar sadece.
Sıyrılın siyasi görüşlerinizden,
Sıyrılın inançlarınızda,
Sıyrılın kültürel farklılıklarınızdan,
Sıyrılın ve,
Sadece insan olun.
Göz göze gelin göz göze kalın bizim gibi insanlarla,
El ele tutuşun omuz omuza durun bizim gibi insanlarla,
Yaklaşın iyice,
Sımsıkı olun,
Sızamasınlar aramıza.
Bizim saflarımız,
Akıl ve,
Paradan sıyrılmış, paradan arınmış,
Para ile ve para için,
Devletini,
Milletini,
Medeniyeti,
Özgürlükleri,
Eşitliği,
İnsanlığı,
Gezegeni,
Doğayı,
Evrensel hak ve hukuku satmayan, sevgiyi ve saygıyı hiçe saymayanların safları.
Korkmayın sakın.
Sıklaşın.
Sıklaşalım.
Çok korkuyorlar çünkü.
Murat Denizel

29 Aralık 2016 Perşembe

YENİ BİR AN MESAJIMDIR

YENİ BİR AN MESAJIMDIR

Yeni bir an mesajımdır;
Yeni her bir anınız kutlu olsun.
Yeni her bir anınızda size sağlık, huzur, bereket, neşe, keyif, sevgi, sonsuz güzel mi güzel hayaller diliyorum.
Yeni yılın her bir anınızla hiçbir ilgisi yok çünkü.
Kalbiniz, ciğeriniz, beyniniz, dalağınız, sağ bacak atar damarınız, mideniz bir yılı bitirdiklerini yeni bir yıla girdiklerini farkında bile değiller çünkü.
Hele ruhunuz,
Konu ile ilgilenmiyor bile.
O bulmuş kendine bir kap,
Ne kadar yaşasa o kadar kardır diye yaymış postu size, gevrek gevrek aklınızla dalga geçiyor.
Aklınızsa kesmiş bölmüş çarpmış hesaba yatırmış ölçmüş biçmiş,
İkna etmiş kendini,
Yaşamınızın seyri,
Yaşamınız,
Aslında,
Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, aylar, mevsimler, yıllar,
Hatta asırlar,
Diye.
Kendini ikna etmiş,
De,
Bedeninizi,
Ruhunuzu,
Esas,
Yaşamınızı,
Esas,
Yaşamın ta kendisini hiç mi hiç ikna edememiş.
Bu akşam yılbaşı diye ölmemezlik edemiyoruz mesela.
Yarın bayramın ilk günü telaş olur diye doğmamazlıkta edemiyoruz.
Boşverin yılı mılı,
Boşverin her bilmem ne kadar günde bir,
Bir şeyleri kutlamayı,
Bir şeyler için ümitlenmeyi o gün o akşam yeniden bir daha.
Her bir anınızı kutlayın esas. Her bir anınızdan ümitlenin.
Her bir anınızda mutluluklar,
Her bir anınızda sağlık,
Her bir anınızda,
Huzur,
Bereket,
Neşe,
Keyif,
Sevgi,
Ve bol bol güzel mi güzel, sizlerin hep yüzlerini gülümsetecek, içinizi ısıtacak hayaller dileyin,
Kendinize,
Ve,
Herkese.
Özellikle hayaller dileyin bol bol.
Hayalsiz hiç olmaz,
Muazzam bir hayal ürününün yaşama kavuşmuş halisiniz çünkü.
Evrende yeni bir yıl diye bir şey yok. Gerçek diyorum yok.
Evrende,
Her,
Bir,
An,
Var,
Sadece.
An be an o anı yaşayın,
Sizde,
Evren gibi.
Evren,
Dediğinse zaten,
Siz.
Sizse,
Evrensiniz çünkü.
Murat Denizel

24 Aralık 2016 Cumartesi

EZİKLE BÜZÜK

EZİKLE BÜZÜK

Bir yerlerden göçüp, büyük şehirlere yerleşmiş ailelerin, fakir veya zamanında ve de hatta şu an da bile çok kıskanmış, kıskandıkça daha da çok bilenmiş, hırs basmış,
Televizyonda her gördüğünde hep hayalini kurduklarına,
Sahip olma arzusu ve doyumsuzluğu ile ailelerinin ve de hatta kocalarının ve de hatta patronlarının gelirinin kaynağını,
Sormayan,
Sorgulamayan,
Sadece sahip olduklarını daha da çok çoğaltmak ve korumak için,
Var güçleri ile çabalayan,
Ezik,
Göçmen kızlarla,
Bu göçmen kızların verdiği gazla,
Ve de onlar ve onlar gibilerin her taktirinde böbürlenme ve de kendini beğendirme beğenme orgazmına her ulaştıklarında,
Çalmaya daha da çok bağımlı olmuş, çalmaya alışmış,
Çalmayı başarı zanneden,
Çaldıkça kendisi ile gurur duyan,
Çalmayı normal zanneden,
Esas,
Çalmayı hak görüp hak zanneden,
Ülkeyi,
Devleti,
Çalıştığı şirketi,
Önüne ne gelirse,
Soyan,
Soyup,
Soğana çeviren,
Büzük,
Göçmen oğlanların,
Aralarında,
Bir yerlerde yaşıyor,
Bizim gibiler.
Gelişmişlerle,
Gelişememişler.
Tiyatro opera sanat sevenlerle,
Hiç tiyatroya gitmemişler, hiç opera dinlememişler, hiç sergi gezmemişler.
Den,
Hadi,
Geçtim,
Aşık Veysel’i bile bilmeyenler.
Kolay gelsin.
Öptüm.
Murat Denizel

23 Aralık 2016 Cuma

ÇOK

ÇOK

Bu kadar çok aptal,
Bu kadar çok katil,
Bu kadar çok hırsız,
Bu kadar çok çalmaya hevesli,
Bu kadar çok yalancı,
Bu kadar çok sahtekar,
Bu kadar çok sapık,
Bu kadar çok gaddar,
Bu kadar çok soyguncu,
Bu kadar çok saygısız,
Bu kadar çok sevgisiz,
Bu kadar çok namussuz,
Bu kadar çok ahlaksız,
Bu kadar çok zalim,
Bu kadar çok erkeği kadını öküz,
Bu kadar çok umarsız,
Bu kadar çok götünün keyfine düşkün,
Bu kadar çok yobaz,
Bu kadar çok cahil amma,
Bu kadar çok her konuda fikri olan,
Bu kadar çok salak,
Bu kadar çok yüzsüz,
Bu kadar çok görgüsüz,
Bu kadar çok yavşak,
Bu kadar çok korkak amma,
Bu kadar çok kendini kahraman sanan,
Bu kadar çok geçimsiz,
Bu kadar çok kaba,
Bu kadar çok hayal kuramayan,
Bu kadar çok taklitçi,
Bu kadar çok aç gözlü,
Bu kadar çok boş konuşan,
Bu kadar çok mazoşist,
Bu kadar çok narsist,
Bu kadar çok sadist,
Bu kadar çok kandırılan amma,
Bu kadar çok kandıran,
Bu kadar çok düzenbaz,
Bu kadar çok otoban köprü meraklısı,
Bu kadar çok rüşvet yiyen,
Bu kadar çok rüşvetle hırsızlıkla zengin olanla gurur duyan,
Bu kadar çok devleti milleti soyup soğana çeviren,
Bu kadar çok medeniyetsiz,
Bu kadar çok vizyonu dar,
Bu kadar çok geri kafalı,
Bu kadar çok ileriye göremeyen,
Bu kadar çok gösterişe meraklı,
Bu kadar çok doğa ve hayvan düşmanı,
Bu kadar çok güdülmeye düşkün,
Bu kadar çok mutsuz,
Bu kadar çok okuma özürlüsü,
Bu kadar çok dinleme fukarası,
Bu kadar çok anlamayan,
Bu kadar çok beceremeyen,
Bu kadar çok sanatı reddedip yok sayan,
Bu kadar çok sevişme özürlü amma,
Bu kadar çok seks düşkünü,
Bu kadar çok para ve menfaat için her kıçı yalamaya hazır,
Bu kadar çok gırtlağına meraklı,
Bu kadar çok kıçının deliğini bilmeyen,
Bu kadar çok hain,
Bu kadar çok puşt,
Bu kadar çok dangalak,
Bu kadar çok kompleksli,
Bu kadar çok gülemeyen,
Bu kadar çok eğlenemeyen,
Bu kadar çok kadına çocuğa eziyet eden,
Bu kadar çok kendini bi halt sanan,
Bu kadar çok geçmişini doğru düzgün bilmeyen,
Bu kadar çok keşfedemeyen,
Bu kadar çok merak etmeyen,
Bu kadar çok yaratamayan,
Bu kadar çok vurdum duymaz,
Bu kadar çok pis pis gezegen,
Bu kadar çok sağlığını iplemeyen,
Bu kadar çok zevksiz,
Bu kadar çok bilimin ilimin ne olduğunu farkında dahi olmayan,
Bu kadar çok insan, doğa, hayvan hak ve özgürlükleri hakkında tek bir doğru düzgün düşüncesi olmayan,
Bu kadar çok kendini geliştirmekten aciz,
Bu kadar çok aşağılık,
Bu kadar çok kötü,
Bu kadar çok yaşamın güzelliklerini göremeyen,
Bu,
Kadar,
Çok,
Çok,
Sayıda çoklarla donanmış bu kadar çoka ve çok insana karşı,
Tek,
Başımayım,
Gibi ve,
Sanki.
Hissim bu.
Amma,
Vazgeçmeyeceğim.
Bunlarında,
Bir gün,
Gelip geçeceğinden.
Bu kadar her şeyden,
Çok,
Benim,
Kadar,
Azı,
Yok edemeyecek.
Benim,
Azım,
Vazgeçmemek,
Onlardan,
Çok,
Çünkü.
Murat Denizel

17 Aralık 2016 Cumartesi

BAŞ'KAN

BAŞ'KAN

Patladık yine. 
Bir kez daha patladık.
Patladıkça patlıyoruz.
Daha ne kadar patlayacağız meçhul.
Ölüyoruz.
Sakat kalıyoruz.
Yaralanıyoruz.
Eksiliyoruz.
Amma,
Kimsenin aklına,
Ben bu işi beceremedim,
İstifa edeyim,
Becerecek bir başkası gelsin otursun bu göreve demek gelmiyor.
Patlayacağız demek.
Ha bire.
Ha bire öleceğiz demek ha bire.
Ha bire yaralanacağız,
Ha bire sakat kalacağız,
Ha bire korku içinde yaşayacağız.
Ta ki,
Top yekun patlayana kadar demek.
Biz ne zaman,
Top,
Yekun,
Patlayacağız?
Mutlu olmak,
Lüks oldu.
Kana,
Bulandık,
Kanımızda,
Boğuluyoruz.
Ölüm,
Biz oldu,
Bizse,
Ölüm.
Ben bu işi beceremedim diyen yok amma,
Bunları yanları bırakmayacağız,
Diyen,
Çok amma.
Amma ne yollar yapıyorlar amma yani,
Hele o köprüler,
Hele var ya, en çok deniz altından geçen o tünellere tavım ben.
Ver oyu,
Patla dur.
Baş,
Kana,
Patlamak geliyor içimden,
Hem de bilin,
Bakalım,
Neresinden.
Murat Denizel

12 Aralık 2016 Pazartesi

SON SANİYE

SON SANİYE

Auschwitz kampını düşünürüm bazen uzun uzun. Annelerin kollarından koparılıp alınan çocukları, babalarla annelerin ellerinin ayrılışını. Ayrı ayrı kuyruklara alındıklarında ne düşündüler ne hissettiler uzaktan birbirlerinin gözlerinin içine son kez bakarken acaba? Diye…
Ruanda’yı düşünürüm bazen uzun uzun. 1.000.000’a yakın insanın palalarla kesilmesini tek tek. O kız okulunda kızları kesmeye başladıklarında ne düşündüler ne hissettiler o kızlar birbirlerine son kez bakarken acaba? Diye…
Bazen ailelerinden kaçırılarak fahişelik yaptırılan bir lokmacık çocukları düşünürüm uzun uzun. Her yıl 1 milyonun üstünde çocuk kaçırılıyor ve fahişe yapılıyor bu Dünya’da. 2,5 milyondan fazla çocuk fahişe ve onlarla seks yapan yüz milyonlarca insan var bu Dünya’nın üstünde. 0, 10 yaşındaki çocuk ne düşünüyordur ne hissediyordur onunla seks yapan o insanın hırıltılarını dinlerken acaba? Diye…
Otururum kendi kendime düşünürüm. Kamp ateşinin etrafında kendilerince laflarken birden her taraftan sıkılan yüzlerce mermi ile ölüp giden Kızıldereli baba kan revan içindeki kızına son kez bakarken ne düşündü ne hissetti ölmeden evvel acaba? Diye…
Düşünürüm uzun uzun, Afrika sahillerinden bir umut Avrupa’ya geçmeye çalışırken devrilen o boktan bottan savrulduğunda boğulmakta olan çocuklarına sevdiklerine ulaşmak için o soğuk sularda çırpınırken ne düşündü ne hissetti acaba o anne o baba o karı o koca o sevgili o kardeş o arkadaş? Diye… 
Düşünürüm.
Pat diye ölen bir arkadaşımı, bir hastalığa yenik düşen bir başka arkadaşımı, gencecik yaşta ölüp giden ailemden birini, en taze yaşlarında hayata veda eden bir sevdiğimi düşünürüm mesela uzun uzun, ölmeden evvel ne düşündü ne hissetti en son diye.
Düşünürüm onları tek tek. Ben ölenlerin arkasından kalanları düşünmem pek.
Ben ölenleri düşünürüm.
Ölenlerin arkasından kalanlar zaten düşüncelerini, hissettiklerini ömür boyu anlatıyorlar uzun uzun.
Amma onlar içinse o son saniye çok kısa,
Ve anlatamıyorlar.
Ölüyorlar sadece. Bombalar patlıyor, bombalar patlıyor, bombalar patlıyorlar bu gezenin her yerinde,
Ve,
Ölüyorlar insanlar.
O son saniyede ne düşündüklerini, ne hissettiklerini anlatamadan ve bizler bilmiyoruz hiç, bilemeyeceğiz de.
Bildiğim tek şey,
Onlar öldükten sonra bizler acıkıyoruz beş on saat sonra yeniden,
Susuyoruz birkaç saat sonra hatta,
Birimiz içkiye abanıyor,
Birimiz göz yaşlarına boğuluyor,
Bir başka birimiz ilaçlarla uyutuluyor,
Her birimiz yaşıyoruz, yaşamaya devam ediyoruz,
Acılarla,
Üzüntülerle,
Kahrolsakta.
Amma,
Anlatıyoruz bak. Yazıyorum bak şimdi. Sen de okuyorsun, 
Sen de ben de,
Yaşıyoruz çünkü.
Daha çok anlatacağız, çok hissedeceğiz.
Biz insan soyunu temsil edenler,
İç içe yaşadığımız, bizlere çok benzeyen ancak bir başka gene sahip o diğer canavar ve acımasız ve hırs ve ihtiraslarla ve doyumsuzluklar bezenmiş ölüm makinesi insanımsılardan kurtulana kadar,
Onlar kendi kendilerini yok edene kadar,
Öleceğiz daha çok.
Bitmeyecek.
Öldürecekler. Hepimizi, teker teker.
Ve ben her bir öleni düşüneceğim,
Ölene kadar.
Üzülüyorum çünkü çok.
Aushwitz’dekilere, Ruanda’dakilere, Kızılderelilere, yaşarken ölüp giden çocuk fahişelere, o soğuk uçsuz bucaksız denizlerde boğulup giden insanlara, durmaksızın her an her yerde durmadan patlayan bombalarla hayata veda edenlere, 
Dünya’nın her yerinde,
Gencecik ölüp gidenlere üzülüyorum ben.
O yüzden düşünüyorum her an,
Çalışırken,
Konuşurken,
Sevişirken,
Gülerken,
Eğlenirken,
Hayal kurarken,
Yazarken,
Resim yaparken,
Hep düşünüyorum.
En çok,
En çoksa,
Çok severken.
Onlar artık bir daha sevemeyecekler diye.
Bir avuç toprak alıp elime,
Dalıp gidiyorum,
Üzüntülerime.
Ta ki,
Bir kuş şakıyana kadar.
Ta ki,
Sevdiğim iyi misin diye sorana kadar.
İyiyim,
Yaşıyorum çünkü.
Murat Denizel

3 Aralık 2016 Cumartesi

ŞIK DEVRİMCİ

ŞIK DEVRİMCİ

Benim çocukluk ve gençlik yıllarımın okul ayları Anıtkabir'in girişi ile Tandoğan Meydanı arasında yer alan Turgut Reis Caddesinde geçti. Bizim ev Anıtkabir'e bakardı. O zamanlar apartmanlar tek tük Gençlik Caddesinde, ailecek Anıtkabir'e giderken bazen annem gelmez, pencerede balkonda bekler, biz Aslanlı Yolun sonuna vardığımızda el sallardık ona.
Bu beyefendinin kabri ile komşuyduk yani. Onun kabri bizim mahallenin çocukları için, bizler için oyun yeriydi. Bizim mahalleden biriydi yani bu zarif şık beyefendi.
Müzede yer alan ona ait her bir arabayı, her bir kıyafeti, her bir aksesuarı neredeyse ezbere bilirim hala.
Devrimci olmak için çok zeka kıvrak zeka gerekiyor.
Devrimci olmak için çok akıl gerekiyor.
Devrimci olmak için stratejisyen olmak gerekiyor.
Devrimci olmak için vizyoner olmak gerekiyor.
Devrimci olmak için çok yakışıklı çok güzel olmak gerekiyor,
Devrimci olmak için çok zevkli olmak çok karizmatik olmak gerekiyor,
Devrimci olmak için esas,
Esas insanı doğayı yaşamı çok amma çok sevmek gerekiyor.
Yani bugün olmayan ne varsa,
Hepsinin olması gerekiyor.
Ben bu beyefendi ile tanışmadım hiç.
Bir kez babam çocukken onun başını okşamış Eminönü'nde, gururla anlatırdı rahmetli.
Ben bu beyefendi ile tanışmadım amma,
Adam gibi adam olmaya çalışırken,
Ki çok önemlidir,
Dönüp dönüp ondan ha bire kopya çekmeye çalıştım hep.
Bazı konularda ayrışıyoruz amma. Mesela,
Giyim tarzlarımız birbirimize uymuyor pek. O benden daha zevkli, daha şık. Ben ona yaklaşamam bile.
Ben sigara içmem, o içer.
İki konudaysa çok fena anlaşıyoruz amma,
Bir hayatı ve medeniyeti çok sevmekte,
Yani güzel olanı sevmekte,
Bir de rakıda.
Bunlar bana yetiyor.
Hayatı,
Medeniyeti,
Güzeli,
Rakıyı,
Sevmeyi öğrendim ben bu beyefendiden.
Esas,
Sevdin mi,
Aşkla,
Sevmeyi,
Öğrendim,
Galiba.
Murat Denizel

18 Kasım 2016 Cuma

ÇOCUĞA TECAVÜZ EDEN MAHLUKLAR

ÇOCUĞA TECAVÜZ EDEN MAHLUKLAR

Başta artık kanunlarla serbest bırakılma ihtimali doğan çocuk tecavüzcüleri dahil olmak üzere, hiçbir davranış biçimlerinin evrensel anlamda kabul görmüş insan aklı, düşüncesi, duyguları ile eşleşmeyen bu mahluklarla, 
Mahluk diyorum,
Hayvan diyemeyeceğim, hayvanlar çok istisna çok kıymetli canlılardır,
Aynı coğrafi bölgeyi aynı gezegeni,
Paylaşıyor olmak zorunluluğu,
Beni yiyor, bitiriyor.
Biz nasıl bu noktalara geldik demeyin,
Mahluklar ne zamanki kendi siyasi iradelerini ortaya koyacak zemine kavuştular bu gezegende,
Zaten var olan yaşam biçimleriyle,
Tanışmak zorunda kaldı esas gerçek insanlar.
Zaten bugünlere kadar var olanlar artık saklanmayan,
Yorgan altında kalmayan,
Kapalı kapılar arkasına gizlenmeye gerek duymadan,
Alenen,
Döküldüler ortalığa.
Çevremde,
Etrafımda yaşayan, ister aile ister akraba ister arkadaş ister dost,
Veya,
Benim ismimi bilen,
Bana ister konuşarak,
İster yazılı olarak maille, mesajla,
İster herhangi bir başka yolla ve metotla,
Ulaşma imkanı olan,
Ve bugün var olan siyasi iradelerin geçmişte ve bugün yaptıklarını ettiklerini savunan,
Beğenen,
Doğru bulan,
Tek bir mahluka dahi tahammülüm yok artık.
Ve olmayacak.
Zaten yoktu,
Artık tüy dikildi üstüne.
Bu son tüy.
Tüy kadar hafif çocuklara tecavüz eden mahlukları,
Kayıran,
Koruyan,
Onları haklı bulan,
Onlara en ağır cezalar çektireceğine,
Onları tecavüz ettikleri,
Tüy kadar hafif,
Çocuklarla evlendirip aynı yataklara sokan,
Tecavüzlerini kanuni hale getirip istediği an sürdürmesini teşvik eden destek veren,
Her canlı,
Mahluktur.
Çocuğum olsa, en sevdiğim olsa dahi bugün var olan siyasi iradeleri savunan, beğenen, doğru bulan her bir mahluku bir saniye düşünmeden o an silerim hayatımdan.
Ve ben bir insan olarak,
Ve henüz yazı yazmayı beceremeyen tüm hayvan dostlarım adına,
Ağaçlar ormanlar çiçekler otlar dağlar taşlar topraklar denizler göller dereler adına,
Bu mahluklarla,
Aynı gezegeni paylaşıyor olmaktan çok büyük utanç duyuyorum.
Tüm çocukları evime toplayıp,
Kapıya dikilip,
Onlara bırak tecavüzü,
Yan gözle bile bakan tüm mahlukları o anda,
Sonsuza dek,
Yok etmek istiyorum.
Çok kızgınım.
Çok utanıyorum.
Ve hala mı kıpırdamıyoruz yerimizden?
Evetse eğer,
Çok yuh olsun hepimize.
Önce bana.
Sonsuza kadar lanetlenelim o zaman.
Çok hak ediyoruz demektir artık.
Tecavüzü seviyoruz, kolluyoruz, destekliyoruz,
Demektir.
Ve bizlerde insan değiliz,
Demektir artık.
Murat Denizel

10 Kasım 2016 Perşembe

ERCÜ'YE

ERCÜ'YE

Bana gülmeyi ölümler öğretti. Ağlamayıda yaşamın kendi.
Diye,
Başladım,
Bir rakı daha koydum kendime,
Tam,
Anlatacaktım,
Ki,
Bitmiş.
Murat Denizel

9 Kasım 2016 Çarşamba

10 KASIM

10 KASIM

Bir şu başkan olanlara bak hele, bir başkan olmak için kıçını yırtanlara bak, 
Ya dön bir bak, 
Bakarken gör amma,
Bir de Atatürk’e,
Bak.
10 Kasım 09.05 de,
Bu topraklar ve bu gezegenin üstünde yaşayan kimler hüngür hüngür ağladılar biliyor musun?
Bu gezegende dinlerin,
Bu gezegende kapitalist düzeninin,
Hüküm sürmesine karşı duranlar,
Bir tek.
Hükümsüz sayandı,
Binlerce yıldır hükmünü sürdürenleri.
O gün,
Onun arkasından,
Hüngür hüngür ağlayanlar,
Bugün,
Bu gezegende kendilerine yaşam alanı bulmaya çalışan,
Ve,
Her geçen gün sayıları dahada çok dahada çok azaldığı için,
Artık,
Azınlık,
Kalmış bizlerin,
Anaları babaları dedeleri nineleri.
Sessizce,
Üzülüyorum,
Bazen.
Sessizce üzülünce,
Sessizce,
Yaşamak istiyorum.
Her 10 Kasım’da,
Sessizce üzülüyorum.
Resimlerine bakıyorum,
Anlattıklarını okuyorum,
Sonra,
Bir de başkan seçilenlere ve bir de başkan olmak için kıçı başı dağıtanlara bakıyorum,
Ben doğmadan yirmi yıl evvel ölmüş,
Hiç,
Görmediğim,
Hiç,
Tanımadığım bir beyefendiyi,
Çok,
Özlüyorum.
Murat Denizel

3 Kasım 2016 Perşembe

KOL GİBİ

KOL GİBİ

G20 nin içinde olmayı, köprülerle gurur duymayı, otobanlara sevdalanmayı, ithal ürünlere pat diye ulaşabilmeyi refah seviyesi sanıyorsan eğer,
Ki sanıyorlar,
Dünya refah seviyesi liginde 78. sırada olduğumuz gerçeğini görmemezliğe gelirsin,
Gelsen de,
Ne demek istediğini algılayacak ne aklın vardır, ne vizyonun ve ne de bu yönde eğitimin, kültürün bu araştırmanın.
Araştırmışlar,
Sonuçlar şöyle,
Türkiye Dünya refah seviyesi liginde 78. sırada.
Ekonomik kalitede 49,
İş ortamında 74,
Yönetimde 65,
Eğitimde 80,
Sağlıkta 52,
Güvenlikte 126,
Kişisel özgürlükte 94,
Sosyal sermayede 104,
Doğal ortamda 55. sıradayız. Ağırlıklı ortalaması 78 oluyor.
Arnavutluk, Vietnam, Kırgızistan ve Moğolistan’ın küresel refah seviyesinde durumları bizden iyi.
Genel sıralamada ilk 10 şöyle;
1. Yeni Zelanda
2. Norveç
3. Finlandiya
4. İsviçre
5. Kanada
6. Avustralya
7. Hollanda
8. İsveç
9. Danimarka
10. Birleşik Krallık
Kategori birincileriyse;
Yeni Zelanda zaten almış başını giderken,
Yeni Zelanda ekonomik kalite ve sosyal sermaye,
ABD iş ortamında,
Yönetimde Finlandiya,
Eğitimde İsviçre,
Sağlıkta ve kişisel özgürlüklerde Lüksemburg,
Güvenlikte Singapur,
Doğal ortamda Slovenya zirvede.
Milyonlarca kavruk akıllı, tuzu kuru, radikal milliyetçi falan okuyunca bu nevi araştırmaların sonuçlarını hemen patlatırlar,
‘’Zaten bu nevi araştırmalar taraflıdır’’
‘’Zaten ülkemizin önünü kesmeye çalışıyorlar’’
‘’Zaten Türkün Türk’ten başka dostu yok’’ diye.’’ peşinden.
18 yaşımda kendime kurmaya başladığım yaşamın o yıllarına göre misli misli daha fonksiyonel, daha gelişmiş yaşam aksesuarlarımın gittikçe arttı sayıları ve gelir seviyem.
18 yaşıma göre misli misli daha mutsuz bir ortamda, bir ülkede yaşıyorum amma.
Gelişmekte olduğumuzu iddia ederken devlet ve özel şirket kasalarını soymayı meslek edinmiş aile boyu hırsızlardan,
Hem doğru hem de düzgün ve de modern eğitimi yaygınlaştırdığını hem iddia eden hem de zanneden soytarılardan,
Manevi inançlarından başka başlarını sokacak bir sosyal ortamları olmadığı için tarikatlara sığınarak yaşam bulmaya çalışan garibanlardan,
Her açılan otoban ve köprü ile ülkesinin geliştiğini zanneden kendini geliştirememiş kavruk akıllılardan,
Ve de yazmaya devam etsem üç beş sayfa daha sürecek bir bu kadar andavallıklardan, kıroluklardan, aptallıklardan çok sıkıldım artık.
Bu coğrafi bölgede doğmuş olmanın iç karartan kaderini mecburen paylaşarak geçiyor ömrüm.
Aslında çok,
Hak ettiğimse,
Yeni Zelanda’da arada bir yazı yazan, arada bir resim yapan, arada bir fotoğraf çeken, arada bir dağlarla konuşan, arada bir içip sızan, arada bir gülmekten kasıkları ağrıyan, aynı kot pantolonla ömrünü geçirerek yaşayan, organik bir çiftlikte sıradan bir işçi olmak,
O kadar.
Bugün için yaşadığım,
Tam karşılığıysa,
Kolum kadar bana giren,
Ve de,
Çıkan.
Amma sahip olduğum kot pantolon sayısı 20.
İzmir’e karayolu ile gitmesi 3,5 saat olacakmış.
Daha ne olsun di mi...
Murat Denizel

13 Ekim 2016 Perşembe

ASGARDIA

ASGARDIA

Asgardia. Dünya yörüngesinde kurulması planlanan bağımsız bir ülke. 
Amacı Dünya’yı uzaydan gelecek her türlü tehditlere karşı korumak.
Çifte vatandaş olabiliyorsunuz. Yani hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, hem de Asgardia’lı olmak mümkün.
Kendi özgürlüklerini ve kurallarını belirleyen,
Gezegende var olan kurallara uymak zorunda olmayan yeni bir ülke adayı.
En sevdiğim bölüme gelmek üzereyiz filmde.
Ve Dünyalılar ikiye bölünürler.
Bir kısmı uzaya yerleşir,
Bir kısmı Dünya’da kalır.
Elli milyar insana doğru hızla gidiş öncesi fragmanları görmeye başladık.
Şahane.
Batsın bu Dünya,
Diye diye,
Onlarla yıldır,
Bağıra bağıra söylersen o şarkıyı,
Bu Dünya’da batar.
Orhan Babayı kim bilir,
Bundan üç yüz beş yüz yıl sonra bilemem,
Hatta bin yıl sonra falan,
Amma,
Asgardia’yı herkes bilecek o yıllarda.
Uzayda Dünyalıların kurduğu ilk devlet.
Yeni Dünya tarihi yazılırken,
Atılan devasa bir adım.
Çok sevdim.
Çok bıkmıştım içim kıyılmıştı bu eski Dünya’nın sevimsiz acı dolu hikayelerini dinleye dinleye.
Yazdım adımı vatandaşlık başvurusuna hemen,
Bekliyorum.
Kabul görürse,
Asgardia,
Vatandaşı olacağım,
Hayırlısı ile.
Hiç haz etmem devlet millet işlerinden aslında.
Bu Dünyanın çektiği tüm zulümlerin nedeni devlet millet işleri ile din işleri.
Aile ve kabile boyu çok münasiptir aslında bu gezegende yaşama,
Amma abartmışlar birlik dirlik falan ve de,
Korkudan.
Korkanlarıysa kıçlarına girmiş buldukları keşfettikleri devlet millet din işleri ile amma.
Hiç haz etmem,
Amma,
Uzayda kurulacak ilk bağımsız devletin vatandaşlığını illaki görmek lazım bi…
Umarım aşırı derecede demokrasi anlayışı falan heveslerine kapılmaz insan evlatları bu yeni kurulacak ilk uzay devletinde.
Platon’u okuya ezberleye,
En başa dönmeyelim yerden on yirmi bin kilometre havalarda yine.
Neyse,
Sonuç itibari ile önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde yerleşime açılır kanımca.
Bir dikili ağaç bırakamasam dahi,
Asgardia vatandaşı olarak,
Uzaya gidişte vize muafiyeti gibi muazzam bir imkandan faydalanmalarını sağlayacağım benim kızların.
Çocuklar ve torunlar ve yedi cedleri ellerini kollarını sallaya sallaya gidip gelecekler uzaya.
Gülün gülün, dalga geçin siz benimle.
İlk gemi kalkarken arkamdan bakışınızı görür gibiyim tv de kanepelerinize gömülmüş,
Kucakta kedi,
Suratlar asık,
Farkındalık peşinde,
Yanlarken.
Uyanık olacak,
Akıllı olacaksın,
Olmaz olmaz demeyeceksin,
Düşeceksin hayallerin peşlerine.
Hayallerin kadarsındır çünkü.
Bende sınır yok hayalden yana.
Asgardia falan bile tırışkadan nağmeler bana,
Şimdilik.
Sonrası var esas daha,
Sonrası,
Samanyolu.
Amaaan çook heyecanlı.
Yolumuz uzun,
Devam organik yemeğe içmeğe.
Murat Denizel

12 Ekim 2016 Çarşamba

SÜZÜLMEYE AZ KALDI

SÜZÜLMEYE AZ KALDI

Üzülen üzülene memleketin haline bakıp bakıp. Sevinenler de vardır mutlaka, tercih meselesi. Tercihleri belirleyense aklının, ruhunun ve yaşamına ve yaşama olan hayranlığın kadar sınırları olan,
Cesaretin.
Yaşam cesaret ettiklerimiz kadar.
Yaşamımızın kalitesiyse cesaret ettiklerimizin yaşamımıza taşıdıkları keyiflerin dozları.
Ve daha da önemlisi,
Neye layık olduğumuz, layık olduklarımızı ne kadar hak ettiğimizse,
Vizyonumuz,
Ve,
Gelişimimize verdiğimiz emek,
Kadar.
Sevmediğin hayatın içinde yaşamayıp,
Sevmediklerine,
Sırtını dönmekle başlayan,
Bildiğini,
O günün aklıyla,
O günün gönlüyle,
O günün ruhuyla,
Okuma,
Zanaatı,
Yaşam.
O anı yaşayıp,
O anın tadını çıkarıp,
Zevkten zevkte,
Mutluluktan mutluluğa,
Sektirmekse kendini,
Zanaattan öte,
Sanat.
Zanaatkar olmak mümkün,
Usta çırak meselesi.
Doğru ustalar seçersen kendine,
Çok çalışıp çok uğraşırsan,
Olası.
Mümkün yani.
Diğeri çok farklı.
Ya sanatçı doğarsın,
Ya da sanatçıları taklit edersin,
O da sanata çok düşkünsen eğer.
Bizim üstünde yaşadığımız topraklardaysa,
Zanaat sahibi olmaya hevesli insan sayısıysa çok az.
Sanatkar doğup,
Sanatkar doğmasa bile kendine bir yol seçip sanatçıların peşinden koşanda yok denilecek kadar az.
Bu nedenle,
Sevimsiz,
Mutsuz,
Keyfi kaçık,
Aşktan korkan,
Sevgiden kaçan,
Hesaplayıp ölçüp biçmeye çalışan, çalıştıkça hiçbirini hiç mi hiç beceremeyen,
Özgürlüğü tarif bile etmeye cesaret edemeyen,
Kavrukluğa,
Fit olduklarına sevinme salaklığı ile şükretmek arasında var olan farkı hiç çakamamışlarla hep beraber,
Bir yaşam sürüyoruz bu topraklar üstünde.
Sürüyorlar desek daha doğru.
Ben değil.
Sevmiyorum bu toprakların üstünde yaşayan insanların çoğunu, o yüzden uzak duruyorum, uzaklaşıyorum her geçen an.
Onlarda beni sevmesinler istiyorum zaten.
Dağın başında o bahçeyi çok istiyorum, orada yaşamak, sevdiğimle.
Sevgiyi alıp koynuma, saklanmak istiyorum çünkü aptal kalabalıklardan.
Sevgim kirleniyor,
Bu ülkede.
Az kaldı,
Dağın arkasına yerleşmeye.
Kelimelerimin renkleri solmamalı, izin veremem.
Anam ağladı o renkleri,
Keşfedene kadar,
Ben.
Murat Denizel

2 Ekim 2016 Pazar

ÇOK YOKKEN

ÇOK YOKKEN

Ne kadar çok şeyleri yokken ne kadar güzellermiş insanlar. Ne kadar azmış kurallar ne kadar çok şeyleri yokken.
Yenilsin, içilsin, üşünmesin, barınılsın, eğlenilsin, sevilsin, sevişilsin, bebeler doğsun, kimisi okula gitsin, kimisi gidemesin. 
Tek bir şeye pis denirmiş,
Kaka.
O da ne kadar pisse. Hele o zamanlarda.
Şimdilerdeyse,
Baştan aşağı boka batmış insan evlatları,
Kim kimden daha az suçlu,
Kim kimden daha az kırmış dökmüş,
Kim kimden daha az çalmış çırpmışı,
Tartışıyorlar,
Ne kadar çok şeyleri varken,
Ve de daha da,
Çok şeyleri olsun diye,
Dağıtırlarken götü başı,
Hem de.
Tek tek sevebiliyorum insanları.
Bire birken.
Teke tekken.
Yüz yüzeyken.
Ses seseyken.
Kalabalıklardan yayılan o pis koku içime doldu mu bir kez,
Temizlemesi zaman alıyor artık ve gün gittikçe.
Bildikçe,
Ayrışıyorsun.
Ne kadar çok şeyim olmasın diye özendikçe,
Arındıkça şeylerden,
Aramadıkça insanları,
Sormadıkça kim ne yapıyormuş kiminle falan diye,
Merak etmedikçe kimin eli kimin cebinde,
Geçmişlerinden gelen takıntılarıyla burun buruna gelmedikçe her tarafları yaralı berelilerin,
Daha da,
Hafifliyor içim dışım.
Bana ne ondan bundan dedikçe,
Kime ne,
Benden,
Diye,
Geçiyor günler.
En güzel günler.
İkinci yarıda,
Yırttım.
Galiba,
Ve,
Sonunda,
Buna da şükür.
Murat Denizel

24 Eylül 2016 Cumartesi

HIRSIZ

HIRSIZ

Metrolarda, otobüslerde gencecik çiftler görüyorum. El ele, sarmaş dolaş, bazen kız başını dayamış oğlanın omuzuna, tek olmuşlar gibi.
Ya çalışmaya başlamışlar yeni, ya da mezun olmak üzere falanlar.
Üst baş çanta ayakkabı tüyoyu veriyor,
Orta direk veya daha alt ekonomik gelir düzeyindeler.
Sadeler.
Temizler.
Seviyorlar bir birlerini.
Özgürlükçüler.
Sosyal adalete inanıyorlar, eşitlikten yanalar.
Hukuka güveniyorlar.
Bazen diyorum ki bunlar solcu, sosyalist,
Bazen milliyetçi olmalılar diye tahminde bulunuyorum,
Dini inançları meçhul tabii ki,
Muhafazakarlarsa zaten belli oluyor hemen.
Al bu çiftleri götür Dünyanın her hangi bir yerine iki günde keyfini çıkarmaya başlarlar yaşamın.
Mesleklerini tahmin etmek kolay değil.
Sanatçı olanlar, sanata yatkın olanlar her ne kadar biraz ip uçları veriyorlarsa da,
Meslekleri belirsiz.
Nasıl yaşadıklarını anlamaksa çok mümkün.
Evlerini,
Evlerindeki mobilyaları,
Ne içerler ne yerler çok belli gibi.
Eğlenceliler.
Düzler.
Her bir çift bir diğerinden farklı olabiliyor.
Bazı çiftleri diğer çiftlerle bir araya getirirsen pek bi geçine bilecek gibi durmuyorlar.
Kız kısmısı şahaneler, bayılıyorum bu çiftlerin kız kısmısına.
O kadar ne istediklerini farkındalar ki.
O kadar belli ki o oğlanı çok sevdikleri. Hele bir kılının ucuna zarar ver o oğlanın veya ailesinin,
Seyret sen ne panter o olur tertemiz akça pakça kızcağız, aklın almaz.
Oğlanlarsa müthişler.
Bir kere çözmüşler erkeklik böbürlenmeleri ile insan olunamayacağını.
Aşıklar o kızlara.
İçleri falan akıyor, hani öl de ölürler o kız için. Ölmeden ömürleri boyu sarıp sarmayalacaklar o kızları sevgiyle, çok belli.
Sayıları çok mu bu çiftlerin?
Yani oldukça fazla sayıları.
Hepsi ayrı ayrı,
Hepsi farklı farklı,
Amma bir ortak özellikleri var, en çok o tarafları belli.
Çalmadıkları kesin.
Ailede de ne çalan çırpan olmuş bugüne kadar ne de olma ihtimali var yarın veya bir başka zamanda.
Anneleri babaları dedeleri nineleri yaşamları boyu vergi kaçırmamışlar mesela.
Kaçır desen yolunu bile bilmezler zaten.
Gelirleri kadar yaşamış,
Gelirlerinin getirileri ile değil, iç huzurları ile mutluluğu yaşamışlar kuşaklar boyu,
Ortak özellikleri bu.
Ne siyasi görüşleri,
Ne yaşama bakış şekillerinde,
Ne inançlarında,
Ne hayallerinde,
Ortak değil gibi duruyor bu çiftler.
Ortaklıkları,
Hırsız olmamaları.
Senin gibi,
Benim gibi.
Senin ailen benim ailem gibi.
Daha da zengin olmayı,
Zenginlikle gelen statüyü, statü ile gelen güce sahip olmayı hiç düşünmemiş,
İnsanların çocukları bunlar.
Aynen o yaşlardaki bizler gibi.
Her bir çifte bakıyorum tek tek.
Bazen çok nadirde olsa içlerinden birinin ya kızı ya da oğlanı hiç güven vermiyor bana.
Gözleri etiket fiyatı yüksek ayakkabıları, çantaları kesiyor etrafta.
Veya hali vakti yerinde görünen bir başka erkeğe bakıyor kız çaktırmadan oğlanın omuzdan,
Veya oğlanın gözleri elini tuttuğu kızdan daha havalı bir başka kıza takılıyor arada bir.
Geleceğin hırsızlarını çakıveriyorsun anında.
Bugünün hırsızlarının gözlerinde de var olan o,
Sinsiliği,
O hinliği anında fark ediyorsun hemen.
Ne zordur kim bilir. Hırsız olacağını bile bile yaşama başlamak. Ne zordur kim bilir hem çalıp, hem de hırsızlığını saklamak için çabalamak.
Ben çok yaşlandığımda o çiftlerin büyük bir kısmı ile yine aynı metrolarda, otobüslerde karşılaşacağız.
Ne kadar kazanmış veya kazanmamış olsak dahi bizler aynı kökten geldiğimiz için hep yine,
Aynı yolları arşınlayacağız keyifle.
Hırsızlarsa ayıklanacaklar aramızdan tek tek.
Onları bir daha göremeyeceğiz metrolarda, otobüslerde.
Onlar onlara göre çok zengin olacaklar ve kapıldıkları zenginlik ve güçle gittikçe keskinleşen acımasızlaşan hırsları,
Onları yalnızlaştıracak her geçen gün,
Bir başkasına sonra bir başkasına sonra bir başkasına olan güvenlerini yitirdikçe daha da solacak yaşamları.
Bizlerinse,
Yani,
Senin,
Yani benim,
Gözlerimizse her sabah günaydın diye bakışacaklar birbirlerine metrolarda, otobüslerde.
Masum olmanın,
Dayanılmaz mutluluğu ile gülümseyeceğiz her sabah birbirimize.
Tek derdimiz,
Akşama ne yemek yapalım olacak sadece.
Sevgiyle başladığımız yaşama,
Severek veda edeceğiz günü geldiğinde.
Ve bir kuşak daha,
Hırsız olmadan veda edecek yaşama bizim ailelerde.
Dedelerimiz ninelerimiz,
Annelerimiz babalarımız gibi.
Sen gibi,
Ben gibi.
O gibi değil amma.
O ve onun etrafına toplanmışlarsa,
Hep hırsız olarak anılacaklar,
Ve metrolarda ve otobüslerde yaşanan aşklardan hep mahrum kalacaklar hayatları boyu.
Değer mi?
Murat Denizel

18 Eylül 2016 Pazar

YAKIŞIKLI

YAKIŞIKLI

Yakışıklı olmak kaşla gözle, boyla posla falan hiç olmaz sadece. Yakışıklı olmak için yakışık olmalısın önce,
Derin bir ruha,
Güzel bir insana.

Yakışıklıydı çok, 
Yakışıyordu çünkü boyu posu, kaşı gözü,
Güzel insanlığına,
Derin insan sevdasına.
Sadece kadınlar kıskanmazlar birbirlerini,
Erkeklerde kıskanırlar epey bi.
Kıskanmadan,
Gülümseyerek,
Ne yakışıklı bir adamdı ne güzel bir insandı yahu,
Dökülüyorsa bir erkeğin gönlünden dudaklarından,
İçi üzülmüşse eğer ardından bir güzel insanın,
Gidene,
Yakışmıştır,
Yakışıklılık çok.
Sessizce ölümü bile çok yakışıklı oldu.
İyi ki doğmuşsun bu topraklarda,
Tarık Tahsin Üregül.
Teşekkürler her şey için.
Tarık Akan,
Kadar yakışıklı dedirte dedirte çektin çizgileri iyice bi yukarılara.
Kaşı gözüne,
Boyu posuna,
Duruşu adamlığına,
Varlılığı insanlara,
Bu kadar çok yakışmış nadir insanlardandın,
Selam olsun,
Yolun açık olsun,
Ruhun şad olsun.
Murat Denizel

28 Ağustos 2016 Pazar

NEFES

NEFES

Ne kadar uzun kalırsanız dipte, o kadar çok oksijensiz kalır beyniniz bedeniniz,
Nefes alamadıkça. Malum.
Sanatın acılı ortamlarda dahi ayakta kalmasına nedendir,
Sanatçının illaki fırtacak bir delik,
Nefes alacak bir aralık bulması en diplerde derinlerde bile.
En kör karanlık zindanlarda bile,
Savaşlarda,
Katliamlarda,
Ya o bir renktir,
O nefes,
Ya bir desen,
Ya bir form,
Ya bir tirat,
Ya bir dizi,
Ya da bir notadır.
Nefestir amma her biri sanata sanatçıya.
Yaşam sanatındaysa o nefes,
Ölmediğine,
Sevinmektir sadece. Her daim.
Ölene üzülmen bile yaşadığına sevinmen kadardır.
Yaşarken ölmekte mümkün deseler ve gibi görünse dahi,
Susayıp çok,
Kana kana o suyu içtiğin andır yeniden yaşama geri dönüşün. Kana kana yaşamaya başlaman yeniden yani.
Yaşayacaksın.
Ne olursa olsun yaşamayı becereceksin, hem de en mutlu en mesut olanından.
Eğleneceksin. Çokcana.
Güleceksin. Bol bol.
Kaybettiklerine yanacaksın, yok olup gidenlere için sızlayacak amma yaşadığın için sevineceksin. Hep.
Her an,
Mutlu olacaksın.
Ne olursa olsun,
Mutluluk okunacak yüzünden.
Çektiğin acı bile mutluluktur aslında. Sadece sevinçlerin sevgilerin değildir mutluluk.
Mutluluk hissetmektir çünkü özgürce.
Ne zaman nerede nasıl ne hissedersen hisset,
O an ertelemeden yaşıyorsan duygularını sonuna kadar hem de dolu dolu eğer,
Hayat senindir o zaman.
Kendi hayatını yaşıyorsun demektir o an ve her an.
Kendi hayatınızı yaşayın özgürce.
Fit olmayın,
Aptalların,
Önünüze koydukları ve uygun gördükleri kadar mutluluğa.
Doğarken doya doya,
Ağladınız,
Giderken,
Güle güle ölün bari.
Murat Denizel

26 Ağustos 2016 Cuma

NASILSIN

NASILSIN?

İyiyim diyorum inanmıyorlar. İnandırıcı olmuyor. Muş.
Ülkenin Dünyanın hali böyleyken iyi mi olunurmuş diyorlar.
Olunur.
Dünyanın ve bu ülkenin hali ne zaman iyi oldu ki…
Dünyanın ve ülkenin hallerinin iyi olmasını beklersek mutlu olmak için,
En az birkaç yüz,
Hatta binlerce kuşak daha,
Hayalini bile göremeyiz mutluluğun.
İnadına iyiyim.
Hırsızlara,
Katillere,
Canilere,
Zalimlere,
Faşistlere,
Padişahlara,
Yalakalara,
Acımasızlara,
Doyumsuzlara,
Tecavüzcülere,
Hainlere,
Puştlara,
İnsanların yaşamlarını gasp edenlere,
Doğayı hayvanları yok edenlere,
Hayallerimizi yok etmeye çalışanlara,
Geçmişimizi yok sananlara,
Geleceğimizi ambargo altına,
Özgürlüklerimizi elimizden almaya çalışanlara,
Esas,
Diplomalı salaklara,
Okumuş cahillere,
Esas yobazlara,
Rağmen iyiyim.
İnadına iyiyim.
İyi kalacağım hep.
Birilerinin gülüyor olması lazım.
Birilerinin kahkaha atması lazım hatta.
Birilerinin ayağa kalkıp,
Merhaba ben insan,
Demesi lazım.
İnadına insanım.
İnadına iyiyim.
Ben her şeye ve sana rağmen insansam,
Esas,
Sen nesin?
Ben sana rağmen iyiyim,
E de bakalım,
Esas,
Sen nasılsın?

Murat Denizel