17 Temmuz 2017 Pazartesi

AL SANA DESTAN

Kişisel kazanımlar ve çıkarlar adına siyasi yobazlığın genlerine işlemesine izin vermiş ataerkil toplumlardan oluşan milletleri yöneten devlet mekanizmalarının demokrasi marifeti ile ele geçirilmesi oldukça kolay oluyor.

Tolere edebilme yeteneği gelişmemiş, 
Kendilerini akıl, bilgi, bilim, sanat, hak, hukuk, sevgi, saygı yerine,
Popülist ruhlarla donatmış insanları,
Güruhlar halinde bir araya toplayıp,
En uç noktalara yığdığınızda hırsızlıktan, çalmaktan çırpmaktan vakit bulamadıkları,
Birey,
Olarak varlıklarını,
Keşfedememenin acemiliği ve cahilliği ile sadece kalabalıkların içinde coşup,
Kendileri için kendilerine yaptıkları tezahüratları ve kendilerini ölümüne alkışlamalarını vatan severlik zannederken,
Bu yüzyılda sadece evrensel çağdaş yaşam standartları ve hedeflerinden uzaklaşmakla kalmıyor,
Devletlerini ve millete ait tüm varlıkları ele geçirmeye niyetlilerin ayaklarının altına da seriveriyorlar gerçek anlamda özgürlüklerini, istikballerini, menfaatlerini ve ulusal iradelerini.
Bir toplumda var olan tüm bu olumsuzluklara rağmen,
Geleceği yüzyıl önceden görüp,
Hiçbir kişisel kazanım peşinde koşmadan,
Çalmadan çırpmadan,
Sadece insanların yaşam konforlarını en üst seviyelere yükseltebilmek adına,
Kuşaklar boyu varlığını sürdürecek bağımsız, hür ve özgür bir ülke kurmayı önce hayal edip,
Sonra hayata geçirerek,
Var etmek içinse,
Olağanüstü,
Zeki,
Akıllı,
Bilgili,
İleri görüşlü,
Vizyon,
Zevk sahibi olup,
Çok cesaret gösterip,
Ve bir ömrü bir millete adamakla oluyor.
Bütün bunların hepsine sahip olup,
Birde üstüne hayallerini gerçekleştirip,
Bağımsız, hür ve özgür bir ülkeyi,
Hem de Ortadoğu’da, hem de İslam dininin baskılarına rağmen Cumhuriyet temelleri üstüne oturtarak kurmayı becerip, başarabilirsen eğer,
Adına,
Atatürk deniyor,
Yazılan destanaysa,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanı,
Deniyor.
Destanları tarih yazar,
İnsanlık,
Kaleme alır.
Gerçek,
Destanlarsa,
Destanları okuyanlara gurur verir,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanı gibi mesela…
Utanç değil yani.
Destanla,
Mestanı karıştırmamak lazım.
Murat Denizel
Not: Ulan

UTANÇ

UTANÇ

Karşılıklı vahşet yaşatan ve yaşayanlarla,
Ağzı bir karış açık kalanların gününü,
Cumhuriyetin en hazin günü ilan edip, yas tutmak yerine,
Çılgınlar gibi kutlayan bir millet.
Anlayabilmek mümkün değil.
Askerin sivili, sivilin askeri katlettiği,
Millet olarak çok utanç duymamız gereken bir günü,
Zafer günü ilan etmek.
Ne aklım alıyor, ne de vicdanım. Hep beraber başımız önümüzde ağlamak yerine sessizce,
Haykırarak kutluyoruz sevinç içinde.
Ruh sağlığını, aklını, iradesi, bilincini, vicdanını kökten yitirmiş bir millet.
Toparlanır mı…
Ağzı açık kalanlar kararlılıkla, hiç vazgeçmeden ve sabah akşam sadece ve sadece hiç durmadan bıkmadan usanmadan, birlik olmayı becerip, hep beraber çalışırlarsa, üretirlerse,
Birkaç kuşak sonra belki,
Belki.
Ümit var mı…
Var.
Vazgeçmemek lazım.
Esas,
Şimdi,
Vazgeçmemek lazım.
Utanmaktan hiç mi hiç vazgeçmeyip,
Bugünü,
Bir gün,
Utanç günü,
İlan edecek akla, vicdana, bilince, iradeye ulaşana kadar,
Vazgeçmemek,
Lazım.
Evlatlarını hiç sevmemiş hiç saygı duymamışlar, hiç sevilmemişler hiç saygı duyulmamışlarla,
Sevgi ile saygı ile büyütülmüş,
Severek saygı duyarak yaşayanların,
Mücadelesi bu.
Siyasi farklılıklar,
Esas konunun,
Kenar süsleri, o kadar.
İşin esası,
Sevgi.
İşin esası,
Saygı.
Sevgi ve saygının akla, ruha, vicdana yerleşmediği, genlerine işlemediği bir toplumdan,
Ne adalet bekle,
Ne de özgürlük.
Vazgeçmemek lazım.
Bir ümit.
Bir kaç kuşak sonraları için olsa dahi.
Vakit öylede geçiyor,
Böylede.
Murat Denizel

13 Temmuz 2017 Perşembe

KOMÜN

KOMÜN

Yaşamım son bulmadan mutlaka gerçekleştirmek istediğim son hayalim.
Benimkisi keşif değil, benimkisi gerçekleştirmek istediğim bir hayal.
Şöyle;
Tarıma dayalı, insanların merak etmediği, bilmediği, gidip görmeyi akıl bile edemedikleri bir vadide. 
Hava var,
Su var,
Toprak var,
Birde,
İnsanlar.
İster itişten kakıştan nasibini almış kirlenmiş orası burası, ister pür-ü pak kalmış olsun,
İnsan olsun yeter.
Çalışan,
Üreten,
Ürettiği kadar yaşayan, yaşamayı öğrenmeye çalışan,
Yaşadığı kadar üretebilen,
Paylaşan,
Eşit amma,
Yükü de, yan gelip yatmayı da birlikte yaşayan,
Ne lazımsa yaşamın temel ihtiyaçları adına,
Sadece,
Bir mevsimlik saklayan,
Bir sonraki yıl için endişelenmeyen,
Yetinen, yetinmeyi sevenlerin yaşadığı,
Bir,
Köy.
Nedense gençler ağırlıkta. Bizim kuşak, bizden yaşlılar vazgeçemezler alışkanlıklarından diye ruhuma yerleşmiş kaygılardan olabilir.
Araç var, bir tane. Olası acil bir durumda istemesek de bir yerlere ulaşmak adına.
Dış dünyada ne oluyor ne bitiyor kimsenin umurunda değil,
Ne cep telefonu, ne bir televizyon, ne radyo, ne internet, ne bilgisayar.
Mektup yazsın meraklısı, haber ulaştırmak isteyeni.
Herkes anne baba, herkes kardeş, herkes amca teyze dayı, herkes nine dede.
Alavere dalavere, hinlik, puştluk hiç yok.
Yani dert yok.
Işık güneş kadar.
Kalem kağıt var. Yazmak iyidir. Yazarsan kendini okursun, ilk okuman gerekeni yani, her an yeniden yazılanları yani.
Kimsenin evi yok, herkesin evler. Ne var ne yok, herkesin.
Para yok,
Değiş tokuş var,
Herkesin becerisi farklı, herkesin faydası farklı, herkesin hayalleri farklı.
Fakir de yok, zengin de. Yok ki azı fazlası olsun sende onda bende.
Sessiz.
Şarkılı amma. Kendi şarkılarını söyle dur, kim engel.
Sade.
Örtündüğün kadar o da çok meraklıysan.
İster kal, bık git. İster bık geri dön.
Ne neden geldin diyen var, ne de neden gittin.
Demokrasi yok.
Oy yok bu yüzden. Her insanın kararı kabul çünkü.
Sevgi var,
Saygı var ya,
Kararlar hep faydalı, hep eğlenceli. Gülümseten.
Ayin yok,
Din yok,
İnanç var amma, hissedene duyana. Bireysin sen, kime ne.
Alt yok, üst yok. Hükmeden yok, hükmedilen de.
Kanun yok, kural yok.
İmza yok,
Söz var, çok yeter hem de.
Biriken olmadığı için, mirasta yok. Adın var, soyadın yok, kimden geldiğin değil, varlığın yeter.
Soran olursa akıl var isteyene, yeterse yettiği kadar o da.
Benimkisi hayal. Bugün olmasa yarın, yarın olmasa öbür gün olacak bu gezegende. Bir zamanlar olduğu gibi, yeniden.
Olur mu,
Olur.
Varsa aşk,
Sadece,
Yaşama.
Çok tuhaf geliyor okuyunca bir kez daha, hatta ne kadar ütopik diyebilirsin,
Halbuki ve aslında ne kadar,
İnsan,
Ne kadar insanca.
Zırvalama, saçmala, gerçekleşemez mümkün değil böyle hayaller dahi diyorsan eğer,
İnsan kadar insan olmaktan ne kadar uzağa düşmüşüz,
Hayale bile,
İzin veremez olmuş ruhumuz,
Ümitlerin bile sınırlı,
Gerisini,
Düşün sen.
Murat Denizel

7 Temmuz 2017 Cuma

SATRANÇ

SATRANÇ

Emperyalistler yani kapital kontrol edemedikleri halk isyanlarına, halk hareketlerine, geniş kapsamlı etkili protestolara tahammül edemezler.
Kapitalin duygusu yoktu çünkü.
Hele bu isyanların, bu hareketlerin, bu protestoların yüz milyarlarca dolar ticari ilişkileri olan ülkelerde başlama ihtimali varsa, işte buna hiç mi hiç tahammül edemezler. Baktılar ki bir kıpraşma var, illaki olacak bir şeyler o zaman hemen harekete geçip kendi zararlarını minimuma indirecek şekilde kendileri organize ederler. 
Neyi?
Halkı.
Kiminle?
Siyasilerle.
Hani beklenmedik bir anda patlamasın diye balonun havasını birazcık almak gibi düşünün.
Siyaset; bir kısım beceri ve yetenekleri eksikli, mutlaka bir şeylere aç olan insanların kendilerine meslek edindikleri bir iş koludur. Akli melekelerini geliştirmemeyi tercih ettiği için geri kalmış toplumlarda.
Her iş de olduğu gibi siyasetinde patronları vardır. Siyasetin patronuysa kapital, yani emperyalistlerdir.
Siyasilerin esas ödevleriyse patronlarının temelde isteklerini, ellerine tutuşturulan program çerçevesinde yerine getirmektir, akli melekelerini geliştirmemeyi tercih ettiği için geri kalmış toplumlarda.
Bu özelliklere sahip geleceğin liderlerini halkın içinden çıkarıp seçmekse kapitalin İK bölümünün işidir. Zordur, onlarla yıl sonranın liderini bir köyden, bir kenar mahalleden, memurlar, emekliler, öğrenciler gibi esas çoğunluğu temsil eden kitle içinden seçip, sonra ince ince onları işlemek, üstlerinde çalışmak. Amma sistem böyle, yüzlerle yıldır oturmuş bir sistem, tıkır tıkır çalışıyor, patronlara ver ülke adını otuz yıl sonra kim başbakan, kim ana muhalefetin tepesindeki adını versinler sana, geri kalmış toplumlarda.
Mesela, verilen tüm emirlere itaat eden siyasilerin yaptıkları aptallıklarsa halkı çok şaşırtır hep. Der ki halk ‘’bizi bu kadar aptal yönetiyorsa biz milletçek gerçekten aptalız galiba’’ der, ‘’içimizden çıka çıka ancak bunlar çıkabiliyor’’ da der. 
Burada kapitalde ‘’bingo’’ der. 
Çünkü esas hedef halka kendini aptal hissettirtmek, bilim ve sanat cephelerinde köreltmek, halkı kararsız kılmak, milletleri bağlayıcı etken olan kök kültürleri yok etmek, akıllarının gelişmesine engel olmaktır.
Hangi ülkede hangi ayaklanmayı, halk isyanını, protestoları emperyalistlere ve onların kontrol altında tuttukları ülkelere ait hangi sırtını uluslar arası sermayelere dayamış kanal ve kanallar öne çıkarıyorsa, birinci haber giriyorsa bilin ki o protestoları, o ayaklanmayı o ülke ve/veya asistanlık görevini üstlenmiş ülkeler organize ediyordur. 
Mesela Gezi’yi kapital organize etmediği, Gezi gerçek anlamda bir halk hareketi olduğu için kapitalin uluslar arası propaganda kanalları belgesellere gömülmüşlerdi saatlerce, büyük patronlar ne yapmaları gerektiğine karar verene kadar. 
Bal Mahmut’u bilen bilir, zor bir soru sorulunca ağzına leblebi atar, yerken konuşmak ayıp olduğu için, lokmayı yutana kadar düşünürmüş. Bal Mahmut’ta leblebi, uluslar arası ulusal propaganda kanallarında belgeseller aynı yani.
Şimdi bir yürüyüş var, malum kanal baş köşede yayında her an her saniye.
Tüm Dünyaya yayın yapıyorlar. İşlem tamam çünkü.
Sonuç;
1) Siz yürüdünüz artık onca yolu içiniz rahat, daha ne yapasınız, feysler, instagramlar yıkılıyor koydunuz resimlerle, orada mıydım oradaydım, mis, bundan sonrası yaz tatilleri falan, ha bu arada Mustafa Kemal’in Askerleri olmak için çıktığınız yolda, projenin uygun adım uyum içinde yürüyen askerleri oldunuz, olsun önemli olan asker olmaktır zaten gerisi hikaye, yani vatandaş olarak memnunsunuz artık.
2) Ana muhalefet partisinin proje yönetimi koltuklarına yapıştırıldılar iyice, o koltukları terk etmelerine yönelik halktan hiçbir talep gelmez en az üç beş yıl daha, şahane ki ne şahane, Gandhi’nin adım sayısını da geçmişler bugün, rekor da kırıldı, daha ne olsun, onlarda çok memnun. Al sana muhalefet. Hem de efendi mi efendi.
3) İktidar partisiyse zil takıp oynuyor, sayısal çıkmış gibi oldu onlara, demokrasi ve özgürlüklerin savunucusu haline getirildiler bu coğrafyada birden bire hem de OHAL varken hem de bu ülkede, hatta kendilerince orantısız zeka yarışına bile girdiler yürüyenlerle, istedikleri gibi at koşturuyorlardı bundan sonra iyice açıldı önleri, kimse tutamaz artık onları, muhalefet muhalefet dediğinde neymiş ne kadarmış gösterdiler diğer yüzde elliye, valla bundan iyisi Şam’da kayısı deyip dönüp bıraktıkları yerden devam ederler artık çağdaş hukuk devrimlerine, yani onlarda çok memnun.
4) Esas kim mi çok memnun? Kapital. Operasyon dört dörtlük oldu abisi, bu kadar itaatkar ve de gaza gelmiş bir kitleyi onlar bile hayal edemiyorlardı açıkçası. Kendilerine güvenleri iyice arttı, zaten işler tamda istedikleri gibi organize edilince ehh tee 1950 lerden beri, nazar etme ne olur çalış senin de olur, işler oldukça tıkırında gidiyor, zaten our boys her zaman did it her şeyi. 
Tamamdır yani. Bu evlilik ömür boyu sürer şekerim, herkesin mutlu olduğu ortaklıklarda da…
Ha, 
Adaletin bu mu Dünya diyorsan eğer,
Bu.
Daha ne olsun.
Ha bir de orijinal versiyonu olmalı, Selda Bağcan’dan dinleyebilirsin, o da güzel söylüyor bence.
Kırılmasın kalbiniz, fena yedirdiler sizlere, olsun öğreneceksiniz, bizim abiler ablalar, bizlerde öğrenmiştik 60’larda, 70’lerde. Anneler babalarda 50’lerde öğrenmişlerdi. Atatürk’ten beri bu durum böyle.
Diyeceksiniz ‘’amma amma o halde tepedeki liderlerin yaşları tutuyor biliyorlardır durumu, gelmezler ki bir daha keleğe’’, doğru çok iyi biliyorlar, 
Zaten bildiklerini yapıyorlar, 
Zamanında onlara yedirmişlerdi, şimdi sıra sizde. 
Bu nedenle gençleri tepeye çıkarmıyorlar ya, amman akıl girmesin işin içine.
Emperyalistler çok sıkı puştlardır arkadaş, ne zaman geçirirler esas adama biliyor musun? Hem de tam da siz yürürken pür neşe.
Dur,
Uzattık mı lafı,
Her şey birbirine mi karıştı,
Dağıldık mı,
Anlatamadım mı yine,
Peki birde şöyle deneyeyim,
Bu sefer,
Sadece,
İki kelimeyle,
Tamam söz ya,
Valla,
İki kelimeyle,
Penguenler nerede?
Murat Denizel

6 Temmuz 2017 Perşembe

TU LEYT BEYBİ

TU LEYT BEYBİ

2016 yılı Haziran ayında Avrupa ülkelerinin çoğuna vizesiz gidecektik ya, bu rüyanın gerçek olduğuna çok inananlar vardı,
Rüya gerçeğe dönüştü 2017 Temmuz ayında Avrupa Parlamentosu Avrupa Birliği ile görüşmelerin dondurulması yönünde karar verdi, oy çokluğu ile hem de.
Bu ülke bu duruma son üç beş yılda düşmedi.
Bu ülkeyi bu hale,
Başta yanlış ve acemice ve basiretsiz ve beceriksiz ve insan aklını başından alacak kadar yanlış yönetilen,
Ana muhalefet ve onun onlarla yıl içinde önünü büyük heveslerle açtığı,
Yüzünü Doğuya arkasını Batıya dönsün diye kurgulanmış,
Proje partisinden olma,
İktidar getirdi.
Şimdi,
Yürüyor.
Peşine takılanlarla hep beraber.
Batıya doğru yürürken,
Haberler ülkenin doğuya doğru her geçen gün daha da hızla kaydığını gösteriyor. 
Bir tarafta proje partisi ile,
Diğer tarafta proje başkanın,
Attıkları adımları destekleyenleri alt alta koy topla,
Azınlık bile olamadığımı görüyorum.
Artık.
Bu ülkede.
Madem yürüyecektin,
Gezi zamanı Ankara’dan çıksaydın ya beş on bin kişi ile yola,
Yine mevsim yazdı,
Hem yine terlerdin portakal suyu elinde. O gün yürüseydin eğer,
1 (bir) milyon insanla girerdin İstanbul’a. Hem Maltepe’ye razı olmaz, Taksim’de kucaklaşırdık seninle. Biz oradaydık, ha geldiler ha gelecekler diye direndik bekledik bir kaç bin kişi ümitle.
Sonra dediler ki,
Terk edin parkı,
Hiç adil olmadı o gün ölenlere, sakat kalanlara, dayak yiyenlere. 
Adalet içinmiş.
Hangi adalet?
Sana göre mi adalet?
Evrensel adalet mi?
Sana göreyse o adalet, ohh ekmek elden su gölden yapış o koltuğa sımsıkı, adil davranma bu işi senden daha iyi yapma ihtimali olanlara parti içinde, amman kur baskıları ki geçemesinler önüne,
Sonra çık yollara adalet diye diye masum dede ifadenle.
Neymiş 40 derecede, 69 yaşındaymış. E ee, so vat yani? Dizimi çekiyoruz vatan mı kurtarıyoruz belli değil...Eğer evrensel adaletse anlayışın,
Esas,
O gün neden yürümedin sen Mr. Project? De,
Bugün neden yürüyorsun ne oldu birden bire ve de aniden?
Hadi Gezi’yi koydum bir kenara,
Ordunun en parlak insanlarını takır takır tıktılar içeri top yekün,
O gün,
Balyoz’da neden yürümedin mesela?
Milli Eğitimin esası dine oturtuldu, TC. kalktı tabelalardan, 
Esas yollarında yürüdüğün ülkeyi kuran bizleri özgür kılan o büyük insanı ufalıyorlar, yok etmek için çabalıyorlar sabah akşam onlarla yıldır,
O günlerde neden yürümedin sen esas...
İkide bir çıkıp,
Hesabını soracağız diye diye bu ülkeyi Doğunun kucağına atan üç beş kişiden birisin sen, bende sana hesap soruyorum, madem adalet sana da o adalet bana da. Önce dön bir bizlere hesap ver hele. Hep hesabı sen sordun da, hesap vermedin sen henüz bu millete.
Projesin sen.
Ben yemem.
Yiyen yesin. 
Gitsin üstüne Maltepe’de halay çeksin.
Mastürbasyon iyi gelir,
Yaz tatili öncesi.
Bence,
Bir iki tur daha at,
Seneye ülke,
Avrupa Birliğinde.
Bu tutumum iktidara destek oluyormuş, şimdi birlik beraberlik zamanıymış, öyle diyor dostlar, arkadaşlar.
Reca ederim dedim,
İktidara bunca yıl bunca emek vermiş Mr. Project ten daha fazla destek olabilmek bizim gibi sıradan insanların ne hadlerine. En büyük destek ondan bir evvelki zatla sonrada ondan, halende o. Ha birlik ve beraberlikse mesele, 7 Temmuz sabahı gör esas birlikle beraberliği, görmüyor musun millet şimdiden başladı birlikte ve beraberce ha bire yürüyüş resmi paylaşmaya adalet ellerinde.
Bu yürüyüş projenin bir parçası, yürüyüşün kendi proje. Yahu nasıl göremiyorsunuz, akıl alacak gibi değil,
Yoksa gazı gözlerinin bebeğine sıkarlardı daha Ankara çıkışı Karga Sekmez'de. 
Bekledim, sıksınlar diye. İnanayım diye, sıksalardı o gün çıkardım yola, önce koşarak giderdim Ankara'ya sonra kavga dövüş yürüyerek dönerdim İstanbul'a gerisin geriye. Ha diyeceksiniz ki iş Gezi'ye dönmesin ayaklanmasın diye insanlara izin verdiler yürüyüşte.
Doğru bak, bunu atladım sahi, zaten burası İsveç, yürüyüşte Stockholm'de.
Ya ben psikopata bağladım,
Ya da,
İnsanların kafaları güzel,
Başka bir,
Alemde.
Murat Denizel

3 Temmuz 2017 Pazartesi

VATAN MİLLET BODRUM OLMADI ÇEŞME

VATAN MİLLET BODRUM OLMADI ÇEŞME

Bir marka adı var; ürünü, fonksiyonu ve ihtiyacı müthiş anlatıyor. ‘’davet çok elbisem yok’’.
Bizim toplumda aydın ve yarı aydınların fonksiyonlarını ve ihtiyaçlarını anlatan bir marka adı arasam;
‘’akıl çok lider yok’’ derim muhtemelen.
Ahh bir liderimiz olsa var ya neler yaparım ben aslında, 
Bakmayın bu süklüm püklüm oturmalarıma,
Kanmayın sakın eylemsizliklerime,
İtibar etmeyin koşuşturmalarıma,
İnanın,
Bir lider çıksa,
Anında takılırım peşine. Canavar kesilirim, coşarım.
Da,
‘’İstanbul’da değilim tam da o gün, ama kalbim sizlerle’’
Çıkmış işte bir lider,
Protesto yürüyüşü düzenliyor Ankara’dan İstanbul’a,
Büyük finali Pazar gününe yani hafta sonuna denk getiriyor amma,
Kendi memur emeklisi ya,
Zannediyor ki İstanbullun lider düşkünü aydın ve yarı aydınları Temmuz Ağustos aylarında Pazar günleri ve hafta sonları hep derler ki,
Allam bana öyle bir etkinlik bul ki liderime destek verebileyim,
İşte büyük fırsat, yürüyüşün finali en önemli ve en vurucu anı, gitmezsem katiyen olmaz,
Kalkemde gidem bari der. 
İstanbullu aydın ve yarı aydın derken neredeyse tamamı ya birinci ya ikinci bilemedin üçüncü kuşak Anadolu göçmeni aslında oralı buralı ailelerin tek derdi budur zaten Temmuz Ağustos aylarında. 
Derken burada çuvallıyor organizasyonun Pazar günü final ayağı.
Bırakın parti il örgütüne sormayı,
Sokaktaki insanın tekine sorsalar,
Kardeş Temmuz Ağustos nerede olur Pazar günü hafta sonu insanlar İstanbul’da,
Hani sorsalar,
Der ki,
Denizlerde.
Hangi denizlerde,
Ehh say say bitiremezsin, İstanbul dışındaysa Bodrum’da, Çeşme’de, Urla'da, Datça’da, Marmaris’te, Göcek’te, Ayvalık’ta, Bozcaada’da, Seferihisar’da, Kuşadası’nda, Çanakkale’de falan.
İl sınırları içindeyse,
Kilyos, Şile, Adalar, Kadıköy sahil, Florya sahilden de tut tee Silivri’ye hatta Tekirdağ'a kadar falan.
Denize gitmeyenler nerede?
Havuzlarda.
Hangi havuzlarda? Sitelerin havuzlarında, otellerin havuzlarında.
Yahu herkes mi denizlerde havuzlarda bu şehirde?
Yok, çoğunluğu değil şehrin, amma cehepe ye oy verenlerin çoğunluğu denizlerde havuzlarda.
Gerisi nerede? 
Gerisininse çoğunluğu zaten ne havuza girer ne de denize. Zaten yüzme de bilmez çoğu. İstanbul’da yaşayan insanların yüzde otuzu denizi görmeden ölüyorlardı kısa bir süre öncesine kadar. Hafta sonları belediye otobüsleri ile beleş turlar düzenliyorlardı iç kısımların belediyeleri deniz yönüne doğru, deniz görsün insanlar diye. İster inan ister inanma. Onlarınsa kim oldukları malum, onlar ev ev kapı kapı geziyorlar oy topluyorlar şimdiden, çalışmaya çoktan başladılar 2019 seçimlerine, bugünleri zaten cepte.
Yurt genelinde 10 milyondan fazla oy toplayan bir partinin onlarla yıldır düzenlediği ne önemli protestonun İstanbullumsu aydın ve yarı aydın katılımcısı veya karşılama ekibinde olması gereken,
Şey ablalarla,
Şey abilerin,
Deniz ve havuz mevsimini hesap etmezsen 25 günü saymaya başladığında, büyük finalin kavruk kalır usta.
O ablalarla abilerin içlerinde ki vatan ve millet her ne kadar Sakarya olsa dahi,
Durum Bodrum, Çeşme, Ayvalık falan oluverir bir anda Temmuz’da Ağustos’ta.
Sonra bir ümit bir ümit.
De ki sevmişler, de ki inanmışlar sana,
Sen yürü önden,
Biz geliriz peşinden,
Temmuz Ağustos hariç tabii ki,
Sebep?
‘’İstanbul dışındayım, amma kalbim sizlerle’’.
Sonra,
''Ayy kim veriyor bunlara bu oyları,
Benim bütün çevrem,
Cehepe''.
Sevgiler,
Murat Denizel

2 Temmuz 2017 Pazar

TURP SUYU

TURP SUYU

Yürüyüşe turp suyu sıkıyorum. Solcuyum çünkü.
Yemem.
1970’lerden beri ta Deniz, Hüseyin, Yusuf asıldığından beri solcuyum.
14 yaşımdan beri solcuyum. O gün okumaya başlayabildim solu, kapitali, emperyalizmi, yobazlığı çünkü.
Denizlerin ölümü ile açıldı gözüm.
Geç olabilir, ancak o yaşta becerebildim.
Şimdi,
Madem yürüyecektin neden beş on bin gencin o parka tıkılmasına izin verdin büyük başkan?
Madem yürüyecektin o saray inşa edilirken neden dikilmedin makinelerin önünde büyük başkan?
Madem yürüyecektin bir ülke onlarla yıldır donuna kadar soyulurken neden yürümedin büyük başkan?
Madem yürüyecektin,
Atatürk’e,
Dil uzatıldığı,
O ilk gün,
Neden yürümedin,
Büyük Başkan?
Yemem.
Biz sokaktan geldik, bizler sokak sokak kavgalar ederek yaşadık gençliğimizi.
Bize 450 km tırışkadan nameler.
Biz derken,
Milyonlarca solcudan bahsediyorum.
Zamanı geldi.
Ya CHP yeniden yapılanacak,
Tüm,
Basiretsiz,
Beceriksiz,
Zekası siyasetin kıvrak aklına ermeyenler,
Aklı ile beceremediğini ayakları ile becermeye çalışanlar,
Aklı,
Bu ülkenin gencine eremeyenler ya çekip gidecekler bu partinin başından,
Ya da,
Yeni bir oluşum kapıda.
Ben kendime göre gencim,
Gençlere göreyse yaşlıyım.
Yaşımın gücüyse gençlere destek vermeye yeter.
O gücümde var.
Ya bu dinazorları devrilecek,,
O koltuklara gençler oturacaklar,
Ya da bu ülkenin gençleri kendilerini ifade eden kendi solunu oluşturacaklar.
İkisine de varım.
Ha nereden nasıl başlayacağız derseniz,
Oturup konuşalım.
Kimlerle?
Bilmem, benim gibi düşünen üç beş kişi dahi olsa yeter başlamak için.
Sağa hizmet ederken,
Kendini sol zanneden bir partinin attığı her adıma muhalifim artık.
Adım sayılarının bir milyon olması beni ikna edemiyor,
Artık.
On binlerce insan milyonlarca adım atacağına,
Milyonlarca insan,
Bir,
Adım,
Atmalı esas.
O adımsa,
Gerçek solun oluşumu için olmalı.
Benim oyum gençlere,
O gençleri,
Yalnız bırakanlara değil.
Onlar yürürken,
Birileri yürütmeye devam ediyorlar.
Rica ediyorum,
Solcusunuz romantiksiniz biliyorum,
Amma,
Yemeyin,
Artık.
Sevgiler,
Murat Denizel

26 Haziran 2017 Pazartesi

YETKİLİ MAKAMA

YETKİLİ MAKAMA

İster durup dururken ve ansızın yaratılmış akıllı mı akıllı biri dişi ve bir erkeğin, ister zaten ortalıkta gezinmekte olan bir başka erkeğin kaburgasından yaratılmış bir kadınla kaburganın sahibi o erkeğin çiftleşmeleri sonucu doğan ve devamında ensest ilişkilerle çoğalması yolu ile üremiş ve,
Bugünlere erişerek siyasete atılmış insanımsı canlıların,
Evrim teorisini medrese eğitimden çıkarmasını yürekten destekliyorum.
Zaten olması gereken buydu, geç kalınmış bir karardır.
Bilim kisvesi altında bu gerçeklere karşı duruyor olmaksa başta gavurların ve devamında emperyalist güçlerin ve de hatta dış mihrakların anlı şanlı devletleri bir an evvel yıkmak ve Dünya’yı tek başlarına ele geçirmek adına uydurdukları akıl almaz ve insanımsı canlıların geleceğini yok etmek adına sahneye koydukları zalimce bir oyunudur.
Biz bu oyuna gelmeyiz. Gelmemeliyiz, gelmeyeceğiz.
Ancak,
Ne acıdır ki,
Bu durumdan habersiz olan,
Batı Afrika’da yaşayan şempanzelerin 4300 yıldır taş alet kullanıyor olmalarını ve yine Tayland’da yaşamakta olan makaklarınsa taş devrine girmiş olmalarını şiddetle kınıyor,
Bir an evvel,
Hadlerinin bildirilmesini,
Ve,
Ayrıca,
Aldığım duyumlara göre,
Darwin sen ölmedin kalbimizdesin sloganı ile,
Kenya’nın Turkana Gölü kıyılarından,
Etiyopya’nın Kibish bölgelerine doğru yapılacak yürüyüşün engellemesini,
Alim sultanlık makamından talep ediyorum.
Saygılarımla,
Murat Denizel

24 Haziran 2017 Cumartesi

EY TÜRK GENÇLİĞİ NEREDE?

EY TÜRK GENÇLİĞİ NEREDE?

En son gördüğümde alayı internete dalmışlardı ellerindeki telefonlardan, kucaklarındaki laptoplardan.
A aa, ülke bu hem de bu durumdayken neden ve nasıl yani derseniz,
Apolitik şey ettirmiş emperyalist güçler bu kuşakları ya, bu yüzden.
Yerim sizin apolitik hallerinizi.
Anne baba evine sermişim postu, profesyonel öğrenciyim ne master keser beni ne de doktora, olmadı profesyonel iş arayanım, nasılsa ekmek elden su gölden demiyor da,
Apolitikmiş.
Gezide oradaydınız amma?
Hem internette kesikti üstüne üstlük.
Doğru,
Gezide,
Ümit,
Vardı,
Çünkü.
İşte kırılma noktası,
Ümitte. Yani şimdilerde içine düştükleri ümitsizlikte.
E amma amcalar teyzeler yürüyorlar bak senin için al sana ümidin ağa babası deme sakın,
Yemezler. Yemiyorlar çünkü.
Okullar tatil,
Finaller bitti,
Gençlik Ankara İstanbul arasını yürümüyorsa,
Gençlik Maçka Parkına doğru ülkenin her yerinden yüz bin yüz bin milyon milyon coşa kabara deli dolu akın etmiyorsa,
Yoksa ortalarda orantısız zekalar,
Ümidi yok demektir.
Bu ülkenin bu hallere düşürülmesi için yazılmış senaryoda sadece siyasette değil, her kesimde onlarla yıldır baş rol oyunculuklarını kapmış, kıçının kılı ağarmışların emekli sandığı üyeleri hafta sonu etkinliği kıvamında gerçekleştirdiği ‘’Mudanya Bandosu’nun Yeniçağ girişinde Çav Bella çalarak korteji karşılaması hariç’’ bu şeyden bir sonuç çıkacağına olan güvenleri ve inançları sıfır çünkü.
Çünkü gerçekçiler. 
Siyasette duyguların bir halta yaramadığını çok farkındalar. Her ne kadar içleri emek ve yürekle dolu takaların allı yeşilli geçtiği mısralara gösterdiğimiz hassasiyetin siyasetin kendine ve çağdaş yaşama geçişe bir faydası olmadığını bizim kuşak hala çakamamış olsa dahi, onlar çoktan farkındalar durumu.
İktidar bile önce bir telaşlanır gibi oldu,
Sonra katılımcılara ve de sayılarına bakınca tiye alıyorlar sabah akşam durumu.
Bu arada yan gözle durumu dikizleyen,
Ey Türk gençliği,
Bu,
Ülkenin,
Bu,
Hallere taşınmasında baş rolü oynamış,
Bu,
Yaşlılara zırnık kadar güvenmiyorlar.
Sanatçıları anlarım bak, onlar doğuştan protestler, zaten olmazlarsa sanatçı olamazlardı.
Gazeteciler takımı var esas destekleyen, kiminin saçları boyalı.
Kimi hani kodumu lafı oturtan cinsinden.
Amma,
Oturtamamışlar demek.
Bu iktidar tarafından dahi ve bile tutuklanmadıklarında göre, sabah akşam yanladıkları köşelerinde ebele debele geviş getire getire bu senaryoda halk kahramanı rollerini kapmışları,
Ey Türk gençliğiyse hiç mi hiç iplemiyor, hani haberleri olsun.
Gençlik okumuyor mu? Okuyor. Onların ipledikleri esas yazarlar ekşi sözlükte amma ve mesela. Ya da içeride yatıyorlar. 
Gençlik cesur insanı sever.
Gençlik illaki peşine takılacaksa akıllı insanın peşine takılır.
Gençlik geleceğine yönelik ümit veren, geleceğine yönelik kaygılarından onu uzaklaştırma ihtimali olana hayran olur,
Gençlik bugünden geleceği iyi gören iyi tartan, doğru stratejileri doğru zamanda üretip onları hayata geçiren vizyoner insanları hemen hisseder gider onun hayallerine ortak olur, hayallerini ona taşır.
Yoksa öyle bir insan,
Oturur internetin başına,
İçini çeke çeke,
Atatürk,
Resmi paylaşıp geyik yapar.
Anne ve babaları tarafından öncelikli hedeflerine çağdaş ve yaşam kalitesi evrensel anlamda yüksek bir toplum bir ülke için çalışmaları gerektiği konması gerekirken, esasta sadece kendileri adına kendileri için para pul mevki kazanmak adına yetiştirildikleri içinde,
Esas kendi lider olması gerekirken,
Gelsin onu kurtarsın diye,
Oturduğu yerde kıçını büyütürken,
Lider bekler.
Aynı ve aynen anne ve babaları gibi. Bekler. Lider çıksın diye bekler.
Bu ülkeyi bu hale bu ebeveynler getirdi.
Esas,
Ey Türk Gençliği’ni.
Bu hale bu ebeveynler getirdi. Onların evlatları çünkü. 
Gerisi,
Hafta sonu ne yapacaksınız?
Cesur’un sezon finalini seyrettin mi?
Sörvayvırda kim elendi?
Gerisi bir alay boşanma ve de çakma çok sıkıcı ay lay yu hikayeleri.
Ha birde sürekli para pul yakınmaları bitmez tükenmez.
Amma,
İş vatanseverliği falan gelince ve de,
Kıçlar her sıkıştığında,
Atatürk sen ölmedin kalbimizdesin.
Kalbin yerine,
Aklına,
Yerleştirseydin keşke.
O zaman,
Ey Türk Gençliği’de,
Düşerdi yollara,
Sahip çıkardı,
Laik Cumhuriyete.
Murat Denizel

23 Haziran 2017 Cuma

EY GENÇ

EY GENÇ

CeHaPe başarından başarıya yürüyor her geçen gün…
Takip ediyorum çok yakından.
Ha gayret iktidar olmak üzereler, hem de tek başlarına.
Ezici çoğunlukla.
Amma,
Bu yürüyüş kısa gelebilir onlara. Böyle dört yüz elli kilometre falan yürüyerek zor bi sanki.
Benim görüşüm Edirne’de parmaklarının uçlarını sınıra dokundurup, devamında boydan boya Anadolu sloganı ile Çanakkale’ye inip oradan Iğdır’a yürüyüp, sonra oradan Sinop’a geçip, bu sefer enden ene Anadolu sloganı ile Sinop’tan Hatay’a yürümeliler.
Çok emin değilim, ayrıca iki çapraz yürüyüş daha da gerekebilir.
Yürümek iyidir.
Özellikle belli yaşın üstü insanlara doktorlar tavsiye ediyorlar zaten.
Ki,
Yürüyenlere bakıyorum bırakın belli bir yaşı, epey bi yaş almışlar hayatta.
Ömürlerine ömürler katılsın, ömürleri uzasın, uzun bir siyasi yaşam için sağlık şart çünkü.
Yürüsünler ki en az yirmi otuz yıl daha sağlık nedenleri ile bırakmak zorunda kalmasınlar siyaseti.
Bizim ülkede siyasi hayatın böyle yaşını başını almış siyasetçilere çok mu çok ihtiyacı var.
Diğer ülkelere bakıyorum halleri içler acısı, içim parçalanıyor inanın.
Mesela,
Kanada Başbakanı Justin Trudeau göreve başladığında 43 yaşındaydı. Yine göreve başladıklarında Yunanistan Başbakanı Alexis Çipraz 40, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 39 yaşlarındaydılar yine mesela. Estonya, İtalya, Ukrayna gibi onlarla ülkeyi saymıyorum. Say say bitecek gibi değil çünkü.
Bizde CeHaPe’nin bir başkanı var henüz 69 yaşında, bu gencecik yaşında olası başbakanlık görevine hazırlanıyor uzun yıllardır mesela.
Ki, görevi devir aldığı bir evvelki başkan 79 yaşında bugünlerde. O artık orta yaşlı sayılabilir.
Birde MeHaPe’nin başkanı var, o da 69 yaşında. Ay farkı var aralarında CeHaPe’nin başbakanı ile.
Şahsen bu gencecik ikiliden, ikisinden de ben çok ümitliyim.
En verimli yaşlarına adım adım yaklaşıyorlar.
Kısmet olurda önümüzdeki on yirmi yıl içinde iktidara falan gelebilirlerse millet için devlet için vatan için ne kadar çok faydalı olacaklardır o pırıl pırıl gencecik akılları ve vizyonları ile kim bilir.
İnsan istemez mi seksen doksan yaşında bir başbakanı olsun istiyor, ki ben insan olduğumu düşünüyorum, en azından bana dışarından bakıldığından ilk intiba bu yönde, bu veriden yola çıkarak ben isterim şahsen.
Benim gibi dede özlemi çekenler için çok büyük bir fırsat.
Ki,
Ülkede yaşayan nüfusun % 64’ü 39 yaş altı,
Ülke genelinde nüfus ortalaması 30 yaş olduğundan dede özlemi çekenler ezici çoğunlukta.
Atatürk,
1927 yılında,
İstiklali ve Cumhuriyeti gençlere teslim ettiğinde,
46,
Yaşındaydı.
Murat Denizel

20 Haziran 2017 Salı

YÜRÜ YA KULUM

YÜRÜ YA KULUM

Bir ülkede fakirler zenginlere veriyorlarsa oylarını o ülke siyasi travma geçiriyor demektir.
Bu travmanın nedeniyse sağcılar değildirler bizim ülkede. 
Bizim ülkede sağcılar sabah akşam Aziz Başkana dua eden Galatasaraylılar gibidirler.
Amman gitmesin bir yerlere diye diye…
Bu yarım yüzyıldır süren ağır travmanın sebebi solcuları sosyalistleri temsil ettiğini iddia eden partilerin içinde siyasete soyunmuş koltuk meraklısı trışkadan nameler emekli bürokratlar veya o partilerde kıçlarına edindikleri güçlerden nemalanmak için çırpınan çalçene, itibar düşkünü beceriksiz akademisyenlerdir ve de aslında mesleksiz ne idüğü belli olmayan solunu sağını dahi bilemeyen bir alay güdük kafa garibanlardır.
Ben on beş yaşındaydım durum böyleydi, hala böyle. Solu seçmekle iyi etmişim, hiçbir pişmanlığım yoktur, amma ülkeyi tutturamamışım.
Neredeyse elli yıldır bu ülkede sol bir arpa boyu yol alamamıştır, ben şahidim. Bırak yol kat etmeyi, bugün bu ülkeye başkan olan şahsın zamanında siyasete dönmesine, gücüne güç katmasına neden malum solcu partinin güya solcu başkanıdır.
Neredeyse altmışıma gireceğim, bu fani dünyada solun şöyle ağız tadıyla tek bir başarısını kutlamak nasip olamadı henüz bencağıza.
Amma,
İş gaza gelince ver gazı alttan ver gazı alttan,
Nasılsa yer romantik solcu takımı.
Sol bu ülkede,
Dinazorlarla birlikte yaşlanıyor,
Az kaldı,
Dinazorlarla birlikte tarih olup gidecek, zaten ha oldu olacak diyenlerin çoğunluğu yolun yarısını çoktan tamamlamışlar, ümidini kesenlerinde çoğunun gözü toprağa bakıyor. 
Allah yürü ya kulum dermiş ya bazılarına,
Bu ülkede solculara dememiş, 
Amma onlar da dendi zannedip,
Yürüyorlar ha bire.
Ben gençken Tandoğan’dan Kızılay’a,
Beyazıt’tan Taksim’e yürürdük sadece Maolar ölmez diye diye…
O zaman fakirdik zahir, ayakkabılar yamuktu muhtemelen gözümüz yemezdi daha uzun yürümeyi herhalde. Ki, yürüyende yürüyor kardeşim.
Mesela Gandhi bazen çıplak ayak bazen sandaletle tuza doğru yürüdü,
Bunun yürüyüşüyse daha donanımlı amma,
Bir halta yarayacağı yok, 
Tam tersi,
Tuz biber ekiyor zaten yamuk yumuk giden partide durumun üstüne. Beni bile azdırdı mesela, tam unutmak üzereydim ki, en iddialı olduğu parti başkanı olarak girdiği ilk seçimde yanlış sandığa gittiği geliyor aklıma ha bire.
Susmamaya çalışıyorum,
Alkışlamak için çırpınıyor ruhum,
Destek vermek için sahip olduğum tüm akılları biriktirip,
Koyuyorum üst üste,
Olmuyor.
Doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum dolmuyor.
Diğer taraftan bu yürüme işine çok sıcak bakıyorum.
Bu dinazorların sonuncusu bu partiden elini eteğini çekene, yerlerini gençlere bırakıp gidene kadar,
Bende,
Yürüsem diyorum,
Üstlerine üstlerine amma.
Az kaldı,
2019’a.
O seçimi de kaybedip,
Dünya sol tarihine yürüyerek geçmek istiyorlar muhtemelen.
Sor bakalım otuz yaş altı üç beş gence,
Mao kim diye,
Bak bakalım var mı tanıyan bir tane. Mao’yu silip atmış adını bile bilmeyenlerin belki başbakanlar falan olduğu bir Dünya’da bunların esamesi bile okunmayacak beş on yıl sonra. Amma onlar yürüyorlar amma…
Dijital alemin tavan yaptığı bir çağda,
Yetmişinde ayaklarınla değil,
Otuzlarında aklınla yürüyeceksin doğruların,
Adaletin,
Üstüne.
Dört yüz kilometrede alamadığın sonucu,
Kırk dakikada alırsın hem de oturduğun yerde.
Bu topraklarda hem solcu hem kısmen akıllı olmak hele bir de üstüne üç beş kitap falan okumuş olmak eziyettir. 
Sen dersin Çanakkale Boğazı,
Onlar anlar götümün ağzı.
Murat Denizel

12 Haziran 2017 Pazartesi

VİRGÜL

VİRGÜL

Yeteri kadar sevmedin,
Yeteri kadar yemedin,
Yeteri kadar kazanmadın,
Yeteri kadar vermedin,
Yeteri kadar almadın,
Yeteri kadar yapmadın diye,
Bir ömür boyu,
Uzayıp giden şikayetler memnuniyetsizlikler hoşnutsuzluklar sitemler üzüntüler kahrolmalar falan,
Derken,
7 ile 2 nin arasına,
Çok yeteri kadar, çok kıvamında sadece bir virgül giriyor,
Oluyor sana,
7,2
O da ne ömrü,
Kırk elli saniye falan,
Ne sevecek insan kalıyor, ne yiyecek, ne kazanacak, ne alacak ne verecek ne yapacak edecek.
Her şey yok olup gidiyor.
Ömürler ömürler ömürler boyu,
Sevdiklerinin,
Sevilmelerinin,
Biriktirdiklerinin,
Topladıklarının,
Aldıklarının,
Kazandıklarının,
Hırslarının,
Hükmü ve gücü,
Bir minnacık virgüle yetemiyor.
Bir nokta olduğunu bilmeden yaşarken,
Bir virgülün yapabileceklerine,
Yetecek,
Kadar,
Gücünün olduğunu,
Zannetmek,
Ve,
Var olana,
Yetene,
Yeteri kadar olana,
Şükretmemek.
İnsanlığın ve yaşamın sonu için bir virgül çok yeterli.
İnsan olmak içinse,
Bu koskoca evrende,
Sadece,
Bir,
Nokta kadar,
Olduğunu bil,
Zaten,
Yetti.
Murat Denizel

11 Haziran 2017 Pazar

YUNUS

YUNUS

- En çok hangi hayvan olmak isterdin? Di soru. Oyun oynuyoruz, yaşı altmış olan doğum günü çocuğu Burçin’e bu soru. Cevaplar geldi, birimiz bildik
- Yunus olmak istermiş en çok.
Etrafıma bakınıyorum dünden beri, istemesi mi kalmış, e olmuş zaten.
Dile kolay altmış yıl o kadar alışmış ki bu kadar çok sevmeye sevilmeye, farkında değil muhtemelen, e çoktan,
Yunus olmuş zaten. 
Orada,
Onlarla kişi,
Hepimiz yunus olmuşuz zaten.
Koskocaman bir aile,
Yunuslar gibi yaşıyoruz dünden beri, hatta ömürler boyu,
Sohbetler, kahkahalar, dertleşmeler, el vermeler, paylaşmalar, yemeler içmeler, 

Esas danslar,
Esas,
Her yerinden her yerimizden atlaya zıplaya geçen, bazen seni havalara sıçratan bazen en derinlere çeken,
Sevgiler,
Hep yunuslar gibi değil mi…
Çığlıklar atıyorlar sevinç içinde yunuslar gibi.
O iki gün nereme dönsem, nereyi koklasam, nereyi çeksem içime her yer, her renk, her ses, her tat,
Sevgiydi.
Gülümsüyorlar sana her kuytu köşede bile her an her yerde yunuslar gibi.
Yağmur bile ilk defa bu kadar sevgiyle yağdı muhtemelen o iki gün yemyeşil otların, ağaçların üstüne.
En minnağı bir yaşında,
En kocamışı altmış beş yaşında,
Otuz kişiden fazla insan.
Her biri,
Nevi şahsına münhasır,
Tam da yunuslar gibi,
Bir tanesi benzemez bir diğerine.
Her bir yunusu bir diğeri ile aynı sananlarsa,
Sevmeyen sevmeyi beceremeyenlerdir, sevmeyenler çok aynıdırlar çünkü.
Sevgisizlik çok aynıdır çünkü.
Seven insanlarsa,
Ayrı ayrı.
Her biri,
Nevi şahsına münhasır,
Her bir başka sever çünkü.
Her biri bir başka sevilir çünkü.
Her biri bir diğerini,
Her biri,
Önce kendini sever çünkü. Kendini sevmeyenlerse hep aynı.
İki günde,
Üç doğum günü kutladık.
Burçin 60 oldu, Erdal 63, Simge 29.
Ali en gencimiz onun yaşı bir henüz, o ne oldu, ne oluyor pek bilmiyor, o yerlerde oynuyor sadece.
Ben elli sekiz yaşımdayım.
Bense ne olduğumu iyi biliyorum amma.
Neyin beni çok mutlu ettiğini,
Neyin içinde huzur bulduğumu,
Neyin içinde içimin kabardığını,
Neyin içinde ömrümü tamamlamak istediğimi çok iyi biliyorum amma.
Yunuslarla birlikte,
Bir yunus gibi,
Bir sıçrayarak göklere,
Bir dalarak engin derinlere,
Sevgi ile,
Sevgiyle,
Tamamlamak istiyorum ömrümü.
Bazen, çok nadiren bir kelime duyarsın aniden,
Bir roman çıkar o kelimeden.
Burçin,
Yunus,
Dedi o gün,
Çok,
Sevgi,
Çıktı,
İçinden.
Altıngül’e…
Murat Denizel

2 Haziran 2017 Cuma

ACISI BOL APTALLIKLAR DİYARI

ACISI BOL APTALLIKLAR DİYARI

Sevmediğin bir kadınla, bir erkekle cehenneme döner ya yatak odası. Kaçamazsın ya bir yerlere. Kolun değmesin istersin, elin dokunmasın istersin, nefesi bile işkence gelir ya sana,
Öyle oldu bu ülkede yaşamak.
Bir yerim değmesin istiyorum.
Sesini duymamak istiyorum.
Kokusu bulaşmasın bir yerime istiyorum.
Nefesi dokunmasın tenime istiyorum.
Büzüşeyim bir kenara köşeğe,
Çıkmayayım ortalığa,
Yok olup gideyim,
Sadece,
Yazayım yazılarımı,
Sadece,
Çizeyim resimlerimi,
Sadece,
Çekeyim fotoğraflarımı,
İstiyorum.
Sadece,
Sevdiğimle,
Sevdiklerimle,
Kadar olsun yaşamım istiyorum.
Bu ülkeden haberler olmasın istiyorum mesela.
İçinde,
Acıları dillendiren,
İçinde,
Aptallıkları ballandıran,
Haberleri,
Olmayan
Bir ülke istiyorum.
İçinde,
İnsanlarının bi
Haber
Olduğu,
Bir ülke istemiyorum.
İnsanım ya,
Sadece,
İnsanlarla yaşamak istiyorum.
Ha,
Birde,
Hayvanlarla.
Ha,
Bir de çiçeklerle, otlarla, zeytin ağaçları, ceviz ağaçları, meşelerle, kayınlarla,
Hepsi,
Bu kadar.
Çok mu…
Murat Denizel

3 Mayıs 2017 Çarşamba

ÇAKMA SOLCULAR CENNETİ

ÇAKMA SOLCULAR CENNETİ

Özünü eleştirmeden, özünle yüzleşmeden, göz göze gelmeden özünle bir halt olamazsın hayatın içinde. Olsan olsan hayatının, hayatın içine edersin, o kadar.
Bu ülkede siyasete soyunmuş kendini solcu ve sosyalist zanneden, kendinin öyle olduğunu iddia eden ne kadar siyasetçi varsa hepsini siyasetten men etmeli tüm oy verme hakkına sahip solcular, tüm sosyalistler.
Bugün bu ülke bu hale gelmişse,
Nedeni solculardır.
Nedeni,
Solcuların başı kıçı belli olmayan, ne işe yarayacağını ve de nasıl uygulamaya alınacağını kendilerinin bile bilemediği, kendini ve ezberledikleri kitaplarda yazanlar kadar bilgilerini bir bok zanneden, basiretsiz ve vizyonsuz akademisyenler ve bürokratlar tarafından çalakalem kaleme alınmış siyasi programları ve,
Dünya gerçekleri ile bağdaşmayan,
Çağdaş yaşamla zıtlaşan,
Gençliğin rüyalarından ve hedeflerinden çok uzak,
Saçma sapan siyasi hayalleridir.
6 Mayıs 1972 sabaha karşı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın asıldığı, katledildiği andan itibaren solcuyum. O gün başladım siyasetle ilgili ne bulursam okumaya, dinleyeme, öğrenmeye. 
Bir ara komünist bile oldum.
Hala savunurum komin hayatını, keşke.
Üç gün sonra tam tamına 45 yıl geçmiş olacak solcu olmamın üstünden. 
Deniz'in,
Hüseyin'in,
Yusuf'un,
Sağcılar tarafından katledilmesinin üstünden.
13 yaşımda başladığım serüvende sağa hiç sapmadan geçmiş 45 yıl.
Soruyorum kendime,
Özüme,
Solcu olan herkese,
Vay be dedirtecek ne yaptılar, solcu ve ortanın solu ve de sosyalist ve de komünist siyasiler bu ülkede, bu ülkeye...
Sadece konuştular.
Sadece yazıştılar.
Sadece elimizde dosyalar var dediler. Sadece dediler amma.
Ha birde romantizmde tavan yaptılar bak. O kadar.
Sonuç mu?
İstanbul yaşamının, İstanbul kültürünün, İstanbul şehrinin başına gelmiş en büyük faciaların nedeni Menderes'i aratmayacak CHP'li Nurettin Sözen'den sonra,
Bırakın birleşmeyi, birbirlerine sabah akşam hakaretler yağdıran iki sol partinin oyları bölmesinden yararlanan kişi,
Bugün başkan oldu ülkeye.
O başkan olmadı.
Onu başkan yaptı solcular. 
1994 yerel seçimlerinde o günün en büyük iki sol partisinin aldığı toplam oy sayısı geçiniz küsuratları,
1.260.000,
Seçimi kazanan o günün belediye başkanının aldığı oyların toplamıysa,
970.000.
O günün belediye başkanının sonrasında milletvekili olması için önünü açan kim...
Baykal.
Türkiye’de Atatürk’ün ölümünden sonra solcuyum diyerek, sosyalistim diyerek, ortanın soluyum diyerek siyaset yapmış her kim varsa,
Hepsi ve alayı çakma solcudur,
Ve de hepsinin ve de alayının işleri güçleri ve misyonları bu ülkenin bu günlere gelmesine yardımcı olmak, bu ülkeyi bugünlere taşımaktır.
Halada böyledir. Halada aynı görevi, yani sağcıların ekmeklerine yağ sürme görevlerini fevkalade başarı ile yerine getirmektedirler.
Ben solcuyum.
Hep solcu kalacağım.
Amma,
Dünya'da.
Bu ülkede yaşayan solcuların dünyasında değil amma.
İnsana,
Doğaya,
Hayata,
Düşüncelere,
Özgürlüklere,
Yeniliklere,
Çağdaş yaşama,
Sanata,
Bilime,
Hakka,
Hukuka,
Vefaya,
Esas,
Yaşama,
Esas,
Sevgiye,
Esas,
Gençlere,
Özen gösteren solcuların Dünyasında.
Bağnazların,
Yobazların, hırsızların, katillerin sırtlarını sıvazlayan, onların egemen olmasına destek veren solcuların dünyasında değil.
Benim,
Kendi dünyamda.
Murat Denizel