9 Kasım 2017 Perşembe

DÖNEK

Ertelemeyin.
Diye öneririm,
Her neyse canınızın çektiği, yapmak istedikleriniz, bir an dahi olsa yaşamayı hayal ettiklerinizi.
Ne gün hangi nedenle ve de nereden sağlığınızla ilgili başınıza ne gelecek bilmiyorsunuz.
Hep komşuların başına gelmiyor.
Sizde,
Komşularısınız birilerinin.
Diyeceksiniz ki,
Bunu biliyoruz, yeni değil.
Bilmekle,
Hayalini kurduklarınızı yaşama geçirmek, yaşamınıza katmak arasında ki farkı,
Anılarınızın zenginliği ile ölçmek mümkün.
Bir gün yapacağım demeyin,
O gün yapın.
İyi de sonra ne olacak diye düşünmeyin,
O an gelince düşünürsünüz.
Hele yaşlar ellileri altmışları bulduğunda,
Ki,
O yaşları dahi göremeyenler ne kadar çok sayıda değil mi,
Hiç mi hiç düşünmeyin,
Sonrasını.
Zaten sonrasındasınız,
Hayatınızın.
Uhde kalmasın içinizde mesela.
Tüh be,
Keşke,
Demeyin.
Demesi kolay amma öyle olmuyor işte deyip,
Kıvırtmayın mesela,
İkna etmeyin kendinizi,
Neden yapamadığınıza.
Hele yaşlar gelince ellilere altmışlara.
Bırakın sapıttı desinler,
Takmayın kafaya, üşüttü kafayı diye konuştuklarında.
Kafaların hepsi çok fena üşüyecek bir gün.
Hazır sıcakken,
Üşütün bi güzel,
Sonra ısıtırsınız çok da isterseniz. Kafa hala yerinde durup, henüz hala sizdeyken.
Bu yaşlarda hiç kaldırmaz demeyin,
Esas bu yaşlarda kaldırır.
Dönün.
Dönek olun mesela.
Döndükçe yaşarsınız. Sımsıkı sarıldığınız prensipleriniz, size dayatılmış veya özenle yaşamınızı sınırladığınız kurallarınızın içine sıkışıp kalmayın.
Özenmeyin.
Özendikleriniz sizsiniz çünkü. Iskalamışsınız demek ki kendinizi, kabullenin.
Hele ellilerden altmışlardan sonra,
Siz siz olun,
Siz gibi,
Siz kadar,
Olun sadece.
Çok sevin,
Sadece.
Amma önce kendinizi.
Yetmişler seksenlere az kaldı.
Bir gün,
Camın önüne oturttuklarında,
Ne kadar çok güldüren,
Ne kadar çok gülümseten,
Anınız geliyorsa aklınıza,
O kadar,
Yaşadınız demektir.
Ayıp olur demeyin bu yaştan sonra,
Esas,
Ayıp etmeyin,
Kendinize.
Murat Denizel
DÖNEK

Ertelemeyin.
Diye öneririm,
Her neyse canınızın çektiği, yapmak istedikleriniz, bir an dahi olsa yaşamayı hayal ettiklerinizi.
Ne gün hangi nedenle ve de nereden sağlığınızla ilgili başınıza ne gelecek bilmiyorsunuz.
Hep komşuların başına gelmiyor.
Sizde,
Komşularısınız birilerinin.
Diyeceksiniz ki,
Bunu biliyoruz, yeni değil.
Bilmekle,
Hayalini kurduklarınızı yaşama geçirmek, yaşamınıza katmak arasında ki farkı,
Anılarınızın zenginliği ile ölçmek mümkün.
Bir gün yapacağım demeyin,
O gün yapın.
İyi de sonra ne olacak diye düşünmeyin,
O an gelince düşünürsünüz.
Hele yaşlar ellileri altmışları bulduğunda,
Ki,
O yaşları dahi göremeyenler ne kadar çok sayıda değil mi,
Hiç mi hiç düşünmeyin,
Sonrasını.
Zaten sonrasındasınız,
Hayatınızın.
Uhde kalmasın içinizde mesela.
Tüh be,
Keşke,
Demeyin.
Demesi kolay amma öyle olmuyor işte deyip,
Kıvırtmayın mesela,
İkna etmeyin kendinizi,
Neden yapamadığınıza.
Hele yaşlar gelince ellilere altmışlara.
Bırakın sapıttı desinler,
Takmayın kafaya, üşüttü kafayı diye konuştuklarında.
Kafaların hepsi çok fena üşüyecek bir gün.
Hazır sıcakken,
Üşütün bi güzel,
Sonra ısıtırsınız çok da isterseniz. Kafa hala yerinde durup, henüz hala sizdeyken.
Bu yaşlarda hiç kaldırmaz demeyin,
Esas bu yaşlarda kaldırır.
Dönün.
Dönek olun mesela.
Döndükçe yaşarsınız. Sımsıkı sarıldığınız prensipleriniz, size dayatılmış veya özenle yaşamınızı sınırladığınız kurallarınızın içine sıkışıp kalmayın.
Özenmeyin.
Özendikleriniz sizsiniz çünkü. Iskalamışsınız demek ki kendinizi, kabullenin.
Hele ellilerden altmışlardan sonra,
Siz siz olun,
Siz gibi,
Siz kadar,
Olun sadece.
Çok sevin,
Sadece.
Amma önce kendinizi.
Yetmişler seksenlere az kaldı.
Bir gün,
Camın önüne oturttuklarında,
Ne kadar çok güldüren,
Ne kadar çok gülümseten,
Anınız geliyorsa aklınıza,
O kadar,
Yaşadınız demektir.
Ayıp olur demeyin bu yaştan sonra,
Esas,
Ayıp etmeyin,
Kendinize.
Murat Denizel

24 Ekim 2017 Salı

BEBEK KABİNİ

Bebek bırakma kabinleri. 
Büyütmek istemediğin bebeğini kabine bırakıyorsun, hemen alarm çalıyor merkezde, gelip alıyorlar bebeği.
Danimarka’da aynı yöntemi tartışmaya başlamış, meclislerinde destek fazlaymış, olacak gibi yani onlarda da bebek kabinleri.
Avrupa’da kürtaj karşıtı kurumların içinde, hastanelerde, manastırlarda da varmış zaten bebek bırakma kutuları.
Almanya’da bugüne kadar beş yüz bebek bırakılmış bebek bırakma kutularına.
Bizdeki karşılığı cami avlusu. Yılda ortalama beş yüz bebek gibi terk edilen bebek sayısı.
Afrika’da milyonlarca (1.000.000 larca) bebek bırakılıyor her yıl sokaklara, otobüs duraklarına, otoban (otoban var amma, otoban önemlidir, otoban medeniyettir, kime?) kenarlarına.
Afrika’yı kısmen bilirim, bilgim oradan, diğer kıtaları bilmiyorum, gidip yaşamadım. Diğer kıtalarda da vardır yılda en az birkaç milyon terk edilen bebek sayısı diye tahmin ediyorum.
Anonim bebekler deniyormuş, deniyor yani bunlara.
Ya hayır kuruluşları bakıyorlar, ya devlet kurumları, ya da hayırseverler. Ya da ölen ölüyor, kalan kalıyor.
Büyüyenler içinde azınlık bir kısmı kendi yaşamını kuracak hale geliyor, çoğunluksa kaçırılan çocuklarla harmanlanıp çocuk mafyalarının eline düşüyorlar.
Hırsızlık, fahişelik, uyuşturucu satıcılığı, asker, işçi, yani köle oluyorlar.
Mesela Dünya’da 350 milyona yakın işçi çocuk çalışıyor. Bunların 200 milyona yakını 5 -14 yaş aralığında.
Dünya’da yılda 1,5 milyon civarında çocuk çalınıp, alınıp satılıyor.
Yine Dünya’da tahminen kızı erkeği 2,5 milyon çocuk fuhuş sektöründe çalıştırılıyor. 
Yine Dünya’da 8-18 yaş arası yarım milyona yakın çocuk asker var, ölüyor öldürüyor.
Şu an itibariyle faaliyetteler yani…Görev başındalar.
Ha birde açlık sınırında yaşayan 1 milyar insanın yarısından fazlası çocuk. Onlarda bugün ölmemek için yaşam mücadelesi veriyor. Şu an itibariyle.
Bütün bunları hepsi bu gezegende,
Bizim adını Dünya diye koyduğumuz, üstünde yaşadığımız bu gezegende oluyor.
Ben bu satırları yazarken,
Sizler bu satırları okurken,
1 milyar adette çocuk,
Ya köle gibi çalıştırılıyor,
Ya insan öldürüyor, 
Ya sex yapıyor,
Ya uyuşturucu satıyor,
Ya da ölmemek için yaşatılmayı bekliyor.
Her,
1
Bir
i
Dünya güzeli,
Güzeller güzeli,
1
Bir 
Milyar çocuk,
Ve de,
Dolar yükseldi mi,
İstifa ettiler mi,
Köprüde şerit tıkanmış,
Kentsel dönüşümde rant,
Penaltı mıymış o,
Enflasyon yükselmiş,
Hukuk sistemi çökmüş,
Diktatör bu gün ne yumurtladı yine,
Vize işlemleri durdurulmuş,
Ve de bu nevi,
Gibi ve kadar,
Bir türlü,
Mutlu olamayan, 
Ve de,
Güzel yaşayamadığından,
Yakınan,
İnsanlar.
Hepsi çok gerçek.
Birde,
Yakınma,
Hissini hiç tatmamış, hiç tadamamış, 
Yakınmanın ne büyük bir lüks olduğunu farkında olma ihtimali olmayan,
1
Bir
Milyar
Çocuk.
Elimize verilen oyuncaklarla oyalana oyalana, oynaya oynaya ömrünü tamamlayıp yaşayan milyarlarca insan bir yanda,
Diğer yanda,
Oyuncağı içine giren cinsel organ zanneden,
Oyuncağı tüfek tabanca bomba zanneden,
Oyuncağı kokain eroin ot hap zanneden,
Oyuncağı makine el aleti küfe zanneden,
Oyuncağı bir yudum su bir avuç tahıl zanneden,
1
Bir
Milyar
Çocuk.
Hepsi bu gezegende.
Sende.
Bende.
Onlarda.
Murat Denizel

3 Ekim 2017 Salı

TEŞHİRCİ

21. Yüz yıl için teşhirciliğin ve de derin cahilliğin başlangıç dönemi diye yazacaktır bilim insanları.
Derin cehalet dönemini başlatansa,
Teşhircilik.
Yani fotoğraflar.
Okuyarak değil,
Fotoğraf bakarak kendini bilgilendirdiğini donattığını zanneden bir döneme girdi homosapiens.
Muhtemelen yeni insan ırkının adı da,
‘’Düşünmeyi akıl edemeyen insan’’ gibi bir şey olacak.
İnternetin yaygınlaşması ve de sosyal iletişim araçlarının çoğalması ile homosapiens in on binlerce yıldır genlerine hapsolmuş,
Teşhircilik dürtüsü dökülüverdi ortalığa.
Kimin nerede ne zaman,
Neyi yediğini neyi içtiğini, nasıl yediğini, hatta tabağını çatalını kaşığını bardağını,
Kiminle ne yaptığını, nerede yaptığını, nasıl yaptığını, yetmez evli mi bekar mı sevgilisi mi var, ayrıldı mı,
En son nerede yaşadığını, nasıl yaşadığını,
Hangi konuda ne kadar ve ne aklı olduğunu veya olmadığını veya olamadığını,
İnançlarını, inanmadıklarını,
Ne giydiğini, ne taktığını, saçını sakalını,
Hatta yetmez pedikürcünün en son ne renk oje kullandığını ve de ayaklarını nereye doğru neyin üstünde nasıl uzattığını, 
Ne dinlediğini nerede dinlediğini, ne seyrettiğini nerede seyrettiğini,
Nelerden çok etkilendiğini,
Nelere üzülüp, nelere sevindiğini,
Hastalıklarını, tedavilerini, 
Nereye nasıl ne zaman gittiğini, giderken hangi ulaşım aracını tercih ettiğini, hatta yetmez ulaşım aracını nerede nasıl beklediğini, beklerken neler yapıp oyalandığını,
Evini, evinin içini dışını,
Kimlerle arkadaşlık ettiğini, arkadaşları ile neleri nerede ne zaman nasıl yaptığını,
Çocuğunu, torunu, akrabalarını, çevresinde yaşayan cümle alemi,
Çocukları ne okudu, ne okuyacak, yetmez çocukları kiminle evlenmişler, nasıl nerede evlenmişler, nerede çalışmaya başlamışlar,
Hatta aileye yeni katılanları, vefat edip aileyi arkadaşlarını terk edenleri,
İşini, yetmez ne kadar kazandığına dair ip uçlarını bile değil direk diğer insanların gözü gözüne sokmalarını,
Ne var ne yoksa,
Teşhir ederek teşhirlere paye vererek yaşar oldu,
Fotoğraflara baka baka başkalarının yaşamlarını öğrenme ve kendi yaşamı ile ilgili etrafını, tanıdığı tanımadığı kimler varsa önüne geleni bilgilenme dönemine girdi homospains.
Teşhirciliğine birde isim buldu,
Sosyal medya üstünden iletişim.
Ve de aslında çok daha fazla zenginleştiğini düşünürken kendi aklının kendi dünyasının,
Düşünmeyi akıl edemeyecek hale gelebilmenin dev adımını da attı.
Ruhunun renklerini,
Teşhir edilen teşhir ettiği fotoğrafların renklerine de feda etti.
Ve genişlediğini iddia ederken,
Daralmaya başladı kendi özünde.
Birey olduğunu iddia ederken,
Sürüleşti.
Sürüyü bir arada tutabilmek için Dünya’yı yöneten sistemin maması rekabet kavramının kölesi olup iyice, rekabete kaptırıp kendini,
Daha da çok fotoğraflayarak,
Varlığını hissettirmek ve daha da çok öne çıkabilmek için daha da çok teşhire açtı yaşamını.
Araştırmayı akıl edersen düşünmeye başlarsın.
Düşünmeye başlayınca üretirsin.
Üretirsen gelişirsin.
Gelişirsen fark edersin,
Fark edince merak edersin,
Merak edince,
Araştırırsın,
Araştırırken düşünürsün,
Düşününce öğrenirsin.
Ya da,
Sabah akşam tuvalette bile,
Başkalarının fotoğraflarına bakarsın, kendi fotoğraflarını çekip çekip paylaşıp bende varım,
Bende varım,
Diye kıçını yırtarsın.
Ne olacak bu ülkenin hali,
Nereye gidiyor bu Dünya,
Diye,
Merak ediyorsanız,
Dalın sosyal medyanın araçlarına,
Ülkenin bu hale gelmesine neden olanlarla,
Dünyayı bir yerlere doğru sürükleyenlerin neler yaptıklarına, nelerle uğraşıp, nelere vakit ayırıp, neler için çabaladıklarına bakın bir kez,
Zaten yeter. Merak etmezsiniz bir daha.
Yeni model insan evladının durumu budur.
Yok ben yeni modele ait değilim,
Diyorsanız,
Bu yazıyla nasıl çakıştı yollarınız acaba?
Bine yakın,
‘’Arkadaşlar’’ım olduğunu iddia ediyor feysbuk.
İçlerinde birlikte yediğimin içtiğimin sayısı onu yirmiyi geçmez.
Amma,
Her bi boklarını biliyorum geriye kalan yüzlerle insanın. Bilemediklerimi de şükürler olsun ki instagram iyice yaygınlaştı, ondan öğreniyorum.
Dört yıl evvel televizyonu kaldırdım, dört yıldır on yirmi saat seyretmemişimdir televizyonu. Bu dört yıl içinde zamanla fark ettim ki,
Meğerse tahminimden daha az salakmışım.
Feyse girmez oldum aylardır doğru düzgün,
Daha bi cinleştim sanki.
Instagramda arkadaşlarımı, tanıdıklarımı silmeye başladım, her bir saniye ne yapıyorlar görmek istemiyorum artık. Meraklarım kadarı yeter bana. Karşılaşınca, karşılaşırsak anlatsınlar,
Dinlerim zevkle o zaman.
Ailem, dostlarım, arkadaşlarım,
Bir cep telefonunun, bir ipad in, bir laptopun ekranı kadar değiller benim için.
Sevgiyi o ekranlara sığdırmayı beceremedi gönlüm.
Başa dönmenin başındayım.
Çok memnunum.
Rakımı içtiğimle paylaşıyorum.
Sohbeti, 
Lezzeti,
Anısı,
Kıç kadar ekrana sığamayacak kadar kocaman,
Keyifli,
Ve,
Renkli.
O bir fotoğraf değil,
O an,
Benim,
Benim kendim çünkü. Sizin, sizlerin değil. Sizlerinki de sizlerin.
Murat Denizel

7 Ağustos 2017 Pazartesi

MİRAS

MİRAS

Değişin, gelişin sürekli. Gelişin ki, evrenin gerisinde kalmayın. Kalmayın ki, bir gün bizlerle konuşup dertleşecek maymunlar aleminden, fişmanca galaksiden arkadaşlarınız olabilsin, 
O gün.
Yaşamın hep tayyip değil mesela. 
Her ne kadar manası; iyi, güzel, hoş, çok temiz dese dahi TDK büyük sözlük,
Kötü, çirkin, sevimsiz, pis olarak da çıkabilir karşınıza.
Aldanmayın yani.
Hayat her an recep değil mesela.
Manası; gösterişli, heybetli dese dahi TDK büyük sözlük,
Ezik, büzük, silikte çıkabilir karşınıza.
Şaşırmayın yani.
Yaşamın,
Sen kadar.
Hayatsa her ne kadar,
Kendi gibiysede,
Sen bıkmadan usanmadan hiç durmadan,
Esas hiç,
Vazgeçemeden,
Hiç mi hiç pes etmeden,
Geliştirdikçe seni,
Hayat,
Bir o kadar sen gibi olmaya başlar yaşamında. Kendi gibinin değişimi, gelişimi sensin yani.
Çocukların,
Torunların,
Gençler,
İçin,
Doğa için, üstünde nefes aldığın, gülümsediğin, üstünde yatıp uyuduğun, karnını doyuran bu gezegen için,
Değişmelisin her an.
Onlar her an gelişiyorlar çünkü. Bir dakika evvel gibi bile değil ne doğa, ne de gezegen, ne de,
Evren.
Ne de çocuklar, ne de torunlar, ne de gençler. İnat edip kendinizde sonra,
Kanmayın, sonra,
Kandırıldım demeyin yani.
Aptallar kanarlar bir tek. Heybeti olanın evren olduğunu, gösterişli olanın doğa olduğunu ise çok iyi bilir akıllılar yani.
İyi insanlar,
Kanmayacak kadar hissederler mesela,
İyiyi, güzeli, hoşu ve çok temizi. Gerçek insan olunca gerçek insanı yani ve zaten.
Bir gün,
Ne adın anılacak, ne de yaptıkların.
O yüzden adı,
Bir gün zaten.
O güne senden kalacak tek bir şey var,
Değişimin bir parçası olman.
Tek mirasınsa,
Gelişime karşı direnmemen,
Gelişmen.
İnat insanı felakete götürür.
Bir tek,
Aptallar değişemezler. Bir tek kötüler gelişmek istemezler.
Onların,
Ruhları kördür çünkü.
Aklınızla var olun, gönlünüzce yaşayın, kendinizi sevin,
Ruhunuza güvenin.
Sevdiğin veya şikayet ettiğin hayat hepimizin,
De,
Yaşamınız sadece sizin.
Yaşamlarımızsa,
Hayat.
Hayata mı fitsin,
Seni mi yaşamak istiyorsun,
Tercih sizin.
Murat Denizel

31 Temmuz 2017 Pazartesi

ONUN

ONUN

Benim türbanlı bacımın önünü kestiler, benim türbanlı bacıma saldırdılar, benim türbanlı bacımın hakkını yediler, benim türbanlı bacımın üstüne işediler,
Ler
Ler
Ler…
Amma daha türban dahi takacak yaşa bile gelememiş kızlara tecavüz ediyorlar mesela, 
Henüz türbanı takmadığı için mi senin olmuyorlar mı o çocuklar,
Yoksa senin de,
Bir kereden bir şey mi olmuyor…
Türbanı takmışlar da var mesela, hani çocuk yaşında olanlar, hani o kendilerini karı yapanların altında üstünde her türlü cinsel sapıklıkları yaşayan kızlar mesela,
Onlar kimin sahi…
Oğlanlar da var. Erkekler değil, oğlan çocukları.
Orada burada kurslarda, yurtlarda, derneklerde, vakıflarda falan her türlü tacize uğrayan,
Aklıma geldi, onlar kimin sahi…
Dur bak aklıma ne geldi,
Birde,
Kendi evlerinde yani bir çocuğun kendini en güvende hissetmesi gereken yerde ensest ilişkilere zorlanan kızlı erkekli türbanlı türbansız çocuklar da, gençler de var mesela,
Onlar da senin mi sahi…
Zorla akraba evlilikleri yaptırılan, mal gibi alınan mal gibi satılan, mal muamelesi gören kız çocukları, genç kızlar kadınlar da var,
Onlar kimin ki…
Otobüste, minibüste, vapurda, metroda, sokakta cinsel tacize uğrayan kadınlar kızlar kimin sence…
Parkta,
Kıyafeti yüzünden aşağılanan kadın kimin mesela…
Bu çocukların,
Bu gençlerin,
Hiçbiri ne senin ne benim ne de birinin.
Bunların hepsinin,
Nesi var nesi yoksa,
Sadece,
Kendilerinin.
Onların sadece kendileri gibi yaşamaları için, sadece kendi tercihlerini özgürce yapabilmeleri için,
Onlara çok amma çok gerekli olan,
Onların çok amma çok ihtiyacı olan,
Çağdaş medeniyet seviyesinin olmazsa olmazları,
Evrensel hak, hukuk ve özgürlüklerin,
Kanunların,
Maaşlı bekçisisin, memurusun sen, o kadar. Hatta çağdaş medeniyet seviyesi daha da gelişsin diye özgürlükler, haklar, hukuklar üstünde sabah akşam durmadan çalışman gereken sorumlulukların var bir de.
O insanların hiçbiri senin değil yani,
Kimse kimsenin değil yani.
Gördüğümüz kadarı ile senin kafa pek kafa gibi değil, doğru düzgün çalışmıyor zaten,
Bu gördüğümüz,
Bir de görmediğimiz başka nelerin doğru düzgün çalışmıyor kim bilir.
Çalışsa,
Görünen ve görünmeyenlerin;
İşini yapar,
Mutlu mesut ailenle, sevdiklerinle yaşar, sever sevişir, güler eğlenir, kitap okur, dans eder, balıklama denize atlar, tiyatroya, sinemaya, konsere gider, o sergi senin bu sergi benim gezer,
Gülümseyerek çıkıp evinden,
Etrafa günaydın diyerek başlarsın güne, yaşama.
Aklına bile gelmez, kimin kime ait olduğu.
İnsan,
Gibi yani. Bildiğimiz insan gibi yani.
İnsan mı ne?
Yok artık…
Murat Denizel

26 Temmuz 2017 Çarşamba

ORANTISIZ FARK

ORANTISIZ FARK

Sizin okuduklarınızı okumuyorlar.
Sizin seyrettiklerinizi seyretmiyorlar.
Sizin yaptığınız tartışmaları yapmıyorlar.
Bu yüzden,
Cemaat kadarlar.
Bu nedenle tarikat kadarlar. Bu nedenle Orta Doğu kadarlar.
Nesiller boyu çamura bata çıka gelip gittikleri için evlerine işlerine tarlalarına,
Otoban kadar,
Medeniyet anlayışları.
Asfalt kadar,
Çağdaşlıktan anladıkları.
Nesiller boyu,
Islak Maltepe, içi taş gibi doldurulmuş Samsun,
Bafra, Birinci, Yeni Harman, hatta Üçüncü içtikleri için,
Marlbora kadar,
Batıdan anladıkları.
Yaşamları boyu televizyonda seyrettikçe çok özendikleri o alışveriş merkezleri, o gökdelenler kadar,
Modern yaşam,
Onlar için.
Kuşaklar boyu ebeveynlerinden, patronlarından küfür, hakaret, dayak yedikleri için,
İfade biçimleri,
İletişimden anladıkları,
Hakaret etmek,
Kadar.
Akıl, bilgi yolu ile ikna edilmedikleri,
Sadece baskıyı kabullenmeye endekslendiği için genleri,
Korkutmak,
Kadar,
Güç gösterisi,
Sindirmek kadar,
Tehdit kadar,
Demokrasiden anladıkları.
Flört edemedikleri,
Sevgili olmayı,
Elele tutuşup yürüyemedikleri,
Heyecandan yürekleri ağızlarından çıkarak sevişemediklerinden,
Anaları bacıları hariç,
Tüm kadınlar dahil,
Çocuklar dahil kalbi atan her canlıdan tahrik oldukları için,
Sapıkça kontrol edemedikleri arzularını,
Çok doğal,
Çok normal zannetmeleri.
Kadını erkeğin her türlü ihtiyaçlarına, arzularına hizmet eden bir hizmetli olarak gördükleri için,
Hizmetlinin aklını akıl, becerisini beceri olarak göremedikleri için,
Bu yüzden,
Ezmeleri ufalamaları yok etmeleri,
Bu yüzden,
Bizler için sadece cinsiyet farkımız olan bir insanı,
Sadece bir,
Fonksiyon kadar zannetmeleri.
Özgürlüğü hiç tadamadıkları için bu yüzden,
Esareti,
Kabullenmeleri. Özgürlüğü onlara tanınan esaretler kadar zannetmeleri.
Üniversite bitirmeyi,
Kültür zannettikleri için,
Bu yüzden,
Sanatın kıymetini bilememeleri.
Önlerine konulan kadar zannettikleri yaşamlarına fit olup,
Merak etmeyi, gelişimi farkında bile olmadıklarından,
Ancak bu kadar,
Bilime değer vermeleri.
Ruhlarına işlemiş tembellikle yaşadıkları yeri güzelleştirerek yaşama kök salmayı beceremedikleri için,
Oradan oraya savruldukça,
Bu yüzden,
Hiç bilememeleri,
Taksim’e dedelerimizin diktiği tek bir ağacın bile o mahalle, o şehrin gerçek yerlilerine neler ifade ettiğini.
Bu yüzden zaten,
Top yekün,
Doğayı mahvetmeleri, yok etmeleri.
Onlar ve bizler.
Çok farklıyız.
Bizler kök kültürümüze yasladığımız,
Ve sanat,
Ve bilim,
Ve çağdaş yaşam ve çağdaş hukuk ve evrensel hak ve özgürlüklerle bezenmesini çok arzuladığımız yaşamlarımızı, ideallerimizi, 
Ailelerimiz, akrabalarımız, sevdiklerimiz, dostlarımız, komşularımızla hep beraber, 
Sade bir bireyi olduğumuz yaşamlarımızı asırlar sonralarına daha da geliştirerek nasıl taşırırız diye düşünerek, çalışarak, tartışarak geçirirken,
Onlarsa,
Bu kadarlar.
Van mınıt,
Yani.
Müşteriyi doğru tarif edemezsen,
Pazarlama stratejisini,
Ürüne,
Pazar şartlarına göre doğru kurgulayıp, yetmez doğru ifade edip, yetmez doğru yönetemezsen, yetmez sabah akşam akıllarını bilgilerini revize edip her güne ilk gün heyecanı ile başlayamazsan,
En iyi ürün,
Bile,
Patlar elinde.
Bu sıcakta sadece yürümeyin.
Gelin,
Çalışalım.
Öneri beklemeyin, önerin.
Lider beklemeyin, lider olun.
Gelin,
Önce,
Bir araya gelmeyi öğrenelim.
Gelin,
Önce,
Önceliğiniz geleceğiniz olsun.
Yoksa şu an vaktinizi verdiğiniz çoğu uğraşınız geçmişinizde kalacak.
Anılarınıza sarılıp anılarınız için mi yaşayacaksınız,
Yoksa,
Geleceğiniz için mi yaşayacaksınız,
Siz karar verin.
Murat Denizel

25 Temmuz 2017 Salı

TiVi

TiVi

Günde 3 saatten fazla televizyon seyretmek zeka gerilemesine neden oluyormuş, veri bilimsel araştırmalara dayanıyor, dedikodu değil.
Türkiye televizyon seyretme sıralamasında 330 dakika / gün ile Dünya birincisi.
Diğer tarafta Japonya aynı sıralamada 265 dakika / gün ile Dünya ikincisi.
Buradan çıkan sonuç;
İki ülkeyi karşılaştıracak olursak,
Bizim günde 3 saatten fazla televizyon seyretmeye başlamadan evvelki zeka puanımız ile Japonların televizyon seyretmeye başlamadan öncesi zeka puanları arasında aleyhimize derin bir uçurum var demek ki. Onlar gerileye gerileye bu kadar gerileye bilmişler demek.
İlk ikiden sonra ki sıralama şöyle,
3. İtalya 261 dakika
4. Polonya 247 dakika
5. İspanya 244 dakika
6. Rusya 239 dakika
7. İngiltere 232 dakika
8. Fransa 226 dakika
9. Almanya 221 dakika
10. Brezilya 217 dakika
İlk onda yer alan diğer sekiz ülkeyi bizimle karşılaştırdığınızda durumları malum. Bizimde malum.
İnsan merak ediyor,
Televizyon icat edilmeden evvel,
İlk ilk bizi,
Ne bozdu acaba?
Bu kadar savaş meraklısı,
Bu kadar onunla bununla dalaşmaya hevesli,
Bu kadar saldırgan bir milletin,
Barutu,
Neden icat edemediği,
Bırakın icat etmeyi,
İcat etmeyi akıl edemediği,
Çok belli.
Not: Listede ilk onda Amerikalılar, Çinliler, Hintliler yok. Bu gezegende geleceği kimler kurguluyor o da çok belli sanki…
Murat Denizel

24 Temmuz 2017 Pazartesi

SARAYIN İYİSİ OLMAZ

SARAYIN İYİSİ OLMAZ

Sonları iyi bitsin istiyorum,
Filmlerin, tiyatro oyunlarının, romanların, öykülerin, hikayelerin, şarkıların, şiirlerin. 
Aşkların, sevgilerin sonu hep iyi bitsin istiyorum.
Sonu,
Kötü,
Biten hiçbir şeye tahammülüm yok.
Sonunda mutlaka gülelim.
Sonunda mutlaka keyiflenelim.
Sonunda,
Mutlaka,
İyi ki varım,
İyi ki varlar diyelim.
Her şeyin finali önemlidir.
Finalidir bizi coşturan,
Finalidir,
Bir daha,
Anlatsana,
Bir daha,
Seyredelim mi,
Bir daha dinleyelim mi,
Bir daha okuyalım mı,
Bir daha, bir daha dedirten.
En sevmediklerimin başlarında,
Saraylar gelirler.
Sarayların hem başı kötüdür hem de sonu çünkü.
Bu yüzden,
Çocukluktan beri hiç gezmek istemezdim sarayları.
İçinde yaşayanlar hep çok kötüdür,
Sarayın.
İyinin aklına gelmez,
Saray çünkü.
İyi çalmaz çünkü.
Saraylarsa,
Yaşamdan, yaşamlardan,
Çalınanlarla,
İnşa edilirler.
Her bir tuğlasında bir insanın çalınan hayatı yatar sarayların.
Bu yüzden,
Hep yıkılsınlar isterim tüm saraylar.
İsterim ki,
Yaşamların sonu,
Yaşamımın sonu,
İyi bitsin diye,
Bu yüzden,
Vazgeçmiyorum.
Son saray yıkılana kadar da vazgeçmeyeceğim.
Nedeni çok basit,
Yaşamım çalınmasın,
Yaşamlar çalınmasın,
Yaşamımın,
Yaşamların,
Sonu iyi bitsin,
Seyrine,
Okumaya,
Doyamayayım,
Doyamayalım diye.
Murat Denizel

ÇADIRIN DİREĞİ

ÇADIRIN DİREĞİ

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi için hazırlanan müfredat taslağında 9. sınıf öğrencileri için ‘cihat’ konusuna yer verilmesini değerlendiren,
TBMM Eğitim Komisyonu’nun AKP'li üyesi Ahmet Hamdi Çamlı “Namaz dinin direğiyse, cihat çadırdır. Direksiz çadır bir işe yaramaz. Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok” 
dedi.
Amma adamlarda ne yollar yapıyorlar hani...
Geleceğin valilerini, milletin vekillerini, bürokratlarını, akademisyenlerini, siyasetçilerini, iş insanlarını,
Esas anne babalarını,
Otuz kırk yıl sonra,
Bu toplumu oluşturacak,
Her kesimden,
Tüm,
Bireyleri,
Yetiştiriyoruz bu zil cahil kafayla.
Amma insan o köprüleri de görünce çok gurur duyuyor şahsen...
Çocuğuna düşkün olmayanlar,
Evrensel,
İnsan ve doğa hak ve özgürlükleri nedir,
Evrensel hukuk nedir,
Esas,
Yaşama saygı ve sevgi nedir,
Bi haber olanların,
Umurlarında değil,
Yeni eğitim müfredatı.
Onlarda en az bunlar kadar,
Zil cahiller çünkü.
Ziller,
Her dersin başında,
Zil cahillik daha da artsın iyice artsın diye çalacak bundan sonra,
Çok belli.
Direğini diktiler,
Üstüne çadır kuruyorlar şimdi.
Bu ülkede bir de,
Muhalefet yaptığını zanneden,
Bir de,
Muhalefet var değil mi…
Ha bir de,
Muhalefetin muhalefet yaptığına gönülden inananlar var değil mi...
Şaka gibi.
Gerçekten şaka gibi.
Ziller bizim için çalıyor, muhalefet halay çekiyor.
Murat Denizel

17 Temmuz 2017 Pazartesi

AL SANA DESTAN

AL SANA DESTAN

Kişisel kazanımlar ve çıkarlar adına siyasi yobazlığın genlerine işlemesine izin vermiş ataerkil toplumlardan oluşan milletleri yöneten devlet mekanizmalarının demokrasi marifeti ile ele geçirilmesi oldukça kolay oluyor.

Tolere edebilme yeteneği gelişmemiş, 
Kendilerini akıl, bilgi, bilim, sanat, hak, hukuk, sevgi, saygı yerine,
Popülist ruhlarla donatmış insanları,
Güruhlar halinde bir araya toplayıp,
En uç noktalara yığdığınızda hırsızlıktan, çalmaktan çırpmaktan vakit bulamadıkları,
Birey,
Olarak varlıklarını,
Keşfedememenin acemiliği ve cahilliği ile sadece kalabalıkların içinde coşup,
Kendileri için kendilerine yaptıkları tezahüratları ve kendilerini ölümüne alkışlamalarını vatan severlik zannederken,
Bu yüzyılda sadece evrensel çağdaş yaşam standartları ve hedeflerinden uzaklaşmakla kalmıyor,
Devletlerini ve millete ait tüm varlıkları ele geçirmeye niyetlilerin ayaklarının altına da seriveriyorlar gerçek anlamda özgürlüklerini, istikballerini, menfaatlerini ve ulusal iradelerini.
Bir toplumda var olan tüm bu olumsuzluklara rağmen,
Geleceği yüzyıl önceden görüp,
Hiçbir kişisel kazanım peşinde koşmadan,
Çalmadan çırpmadan,
Sadece insanların yaşam konforlarını en üst seviyelere yükseltebilmek adına,
Kuşaklar boyu varlığını sürdürecek bağımsız, hür ve özgür bir ülke kurmayı önce hayal edip,
Sonra hayata geçirerek,
Var etmek içinse,
Olağanüstü,
Zeki,
Akıllı,
Bilgili,
İleri görüşlü,
Vizyon,
Zevk sahibi olup,
Çok cesaret gösterip,
Ve bir ömrü bir millete adamakla oluyor.
Bütün bunların hepsine sahip olup,
Birde üstüne hayallerini gerçekleştirip,
Bağımsız, hür ve özgür bir ülkeyi,
Hem de Ortadoğu’da, hem de İslam dininin baskılarına rağmen Cumhuriyet temelleri üstüne oturtarak kurmayı becerip, başarabilirsen eğer,
Adına,
Atatürk deniyor,
Yazılan destanaysa,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanı,
Deniyor.
Destanları tarih yazar,
İnsanlık,
Kaleme alır.
Gerçek,
Destanlarsa,
Destanları okuyanlara gurur verir,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş destanı gibi mesela…
Utanç değil yani.
Destanla,
Mestanı karıştırmamak lazım.
Murat Denizel
Not: Ulan